Gerçek olan dua ancak O'na yapılandır. Onların, O'nun yanı sıra istekte bulundukları varlıklar, hiçbir şekilde onlara karşılık veremezler. Onlar, elleri suya ulaşmadığı halde, ağızlarına su kendiliğinden gelsin diye iki avucunu açanlar gibidir. Kafirlerin duası sapkıncadır.
Rad 13:14لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ • Lehu da'vetul hakk, vellezine yed'une min dunihi la yestecibune lehum bi şey'in illa kebasitı keffeyhi ilel mai li yebluga fahu ve ma huve bi baligıh, ve ma duaul kafirine illa fi dalal. • Meal: Gerçek olan dua ancak O'na yapılandır. Onların, O'nun yanı sıra istekte bulundukları varlıklar[1], hiçbir şekilde onlara karşılık veremezler. Onlar, elleri suya ulaşmadığı halde, ağızlarına su kendiliğinden gelsin diye iki avucunu açanlar gibidir. Kafirlerin duası sapkıncadır. • Dipnot 1: Hangi şahıs, mevki, güç, otorite olursa olsun; Allah'tan başka bir varlıktan -bu varlık Nebiler de olsa- istekte bulunmak, istekte bulunanı Müşrik yapar. • Kelime kelime: لَهُۥ lehu ancak O'nadır · دَعْوَةُ dea'vetu du'a · ٱلْحَقِّ ۖ l-hakki gerçek · وَٱلَّذِينَ vellezine kimseler ise · يَدْعُونَ yed'une du'a ettikleri · مِن min · دُونِهِۦ dunihi O'ndan başka · لَا la · يَسْتَجِيبُونَ yestecibune isteklerini karşılayamazlar · لَهُم lehum kendilerinin · بِشَىْءٍ bişey'in hiçbir · إِلَّا illa ancak · كَبَـٰسِطِ kebasiti uzatan kimse gibidir · كَفَّيْهِ keffeyhi avuçlarını · إِلَى ila · ٱلْمَآءِ l-mai suya · لِيَبْلُغَ liyebluga gelsin diye · فَاهُ fahu ağzına · وَمَا vema oysa · هُوَ huve o · بِبَـٰلِغِهِۦ ۚ bibaligihi on(un ağzın)a gelmez · وَمَا ve ma ve (işte) · دُعَآءُ duaa'u du'ası · ٱلْكَـٰفِرِينَ l-kafirine kafirlerin · إِلَّا illa ancak · فِى fi · ضَلَـٰلٍۢ delalin boşa gider • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • حقق (Hqq) kökü: Adaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca… • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • جوب (jwb) kökü: Bir şeyde delik açmak, bir şeyi yırtmak veya parçalamak, delmek/delmek/oymak, bir şeyi kesmek, bir şeyi içini boşaltmak, geçmek veya çaprazlamak, yolculuk ederek geçmek, nüfuz etmek, cevap vermek veya yanıtlamak… • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • بسط (bsT) kökü: Yaymak, sermek, döşemek, genişletmek, uzatmak, açmak, neşelendirmek, ferahlatmak, sevindirmek, yayılmak, uzanmak, genişlemek, bollaşmak, açılmak, sevinmek, ferahlamak, mutlu olmak • كفف (kff) kökü: El tutmak, vazgeçmek, sakınmak, geri çekilmek, geri tutmak, eli uzatmak. • موه (mwh) kökü: su, yağmur • بلغ (blg) kökü: Ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmak • فوه (fwh) kökü: Bir harfi veya kelimeyi telaffuz etmek, bir söylem. famun/fumun (çoğul: afwah) - ağız. • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • Rad suresi 43 ayettir; bu 14. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).