Kullarım sana, Ben'i sorarlarsa bilsinler ki Ben, yakınım. Bana dua edenin, duasına karşılık veririm. O halde onlar da Benim çağrıma uysunlar ve Bana gerçek anlamda iman etsinler. Böylece irşad olurlar.
Bakara 2:186وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ • Ve iza seeleke ıbadi anni fe inni karib ucibu da'veted dai iza deani, fel yestecibu li vel yu'minu bi leallehum yerşudun. • Meal: Kullarım sana, Ben'i sorarlarsa bilsinler ki Ben, yakınım. Bana dua edenin, duasına karşılık veririm. O halde onlar da Benim çağrıma uysunlar ve Bana gerçek anlamda iman etsinler. Böylece irşad[1] olurlar.[2] • Dipnot 1: Bana ulaşmak için başka bir varlığı aracı edinmeniz, "vesile" aramanız gerekmez. Ayette Müşriklerin, "Allah'a yaklaşmak için ilah edindiklerini" iddia etmelerine cevap verilmektedir. • Dipnot 2: Doğruluk, olgunluk. • Kelime kelime: وَإِذَا ve iza ve ne zaman · سَأَلَكَ seeleke sana sorar(lar)sa · عِبَادِى ibadi kullarım · عَنِّى anni benden · فَإِنِّى feinni şüphesiz ben · قَرِيبٌ ۖ karibun (onlara) yakınım · أُجِيبُ ucibu karşılık veririm · دَعْوَةَ dea'vete du'asına · ٱلدَّاعِ d-dai du'a edenin · إِذَا iza zaman · دَعَانِ ۖ deaani bana du'a ettiği · فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ felyestecibu O halde onlar da karşılık versinler · لِى li bana · وَلْيُؤْمِنُوا۟ velyu'minu inansınlar ki · بِى bi bana · لَعَلَّهُمْ leallehum böylece onlar · يَرْشُدُونَ yerşudune doğru yola erişirler • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • عبد (Ebd) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek • قرب (qrb) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a… • جوب (jwb) kökü: Bir şeyde delik açmak, bir şeyi yırtmak veya parçalamak, delmek/delmek/oymak, bir şeyi kesmek, bir şeyi içini boşaltmak, geçmek veya çaprazlamak, yolculuk ederek geçmek, nüfuz etmek, cevap vermek veya yanıtlamak… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • رشد (r$d) kökü: Doğru yolu takip etmek, iyi yönlendirilmiş olmak, gerçek yön, doğru hareket kuralı, dürüstlük, bir çocuğun/zekanın olgunluğu, kişinin işlerini yönetme kapasitesi. • Bakara suresi 286 ayettir; bu 186. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).