De ki kim Cibril'e düşmansa, Bilsin ki O, onu iki eli arasındakileri tasdik edici olarak Allah'ın izni ile senin kalbine çokça indirdi. Mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak.
Bakara 2:97قُلْ مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِجِبْر۪يلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ • Kul men kane aduvven li cibrile fe innehu nezzelehu ala kalbike bi iznillahi musaddikan lima beyne yedeyhi ve huden ve buşra lil mu'minin. • Meal: De ki kim Cibril'e[1] düşmansa, Bilsin ki O[2], onu[3] iki eli arasındakileri[4] tasdik edici olarak Allah'ın izni ile[5] senin kalbine çokça indirdi. Mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak. • Dipnot 1: Cibril'in vahiy meleği olduğu inancı genel bir kabuldür. Ancak biz bunun doğru olmadığı kanaatindeyiz. Cibril,"Allah'ın düzeltici, onarıcı ve düzenleyici olan vahiyi demektir. Cebr kelimesinin anlamı; zorlamak, tamir etmek, düzeltmek; kırılmış, bozulmuş şeyleri onarıp tekrar işe yarar hale getirmektir. "Hükümdarlara cebbar denmesinin nedeni, insanları diledikleri işe zorlamalarından ya da onların işlerini düzeltmelerinden dolayıdır." "Cibril, cebr ve il kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlamasıdır. İl kelimesi eski Arapça'da Allah demektir. Tamlama şeklindeki "Cibr-il veya Cebra-il kelimeleri ise Allah'ın gücü, onarması, düzeltmesi ve düzenlemesi anlamına gelmektedir. Bu iki kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan isim tamlaması, "Allah'ın düzeltici, düzenleyici olan vahyi" anlamına gelmektedir. Zira vahiy; bozulan, sapkınlaşan toplumları yeniden onarmak, düzeltmek için gönderilmiştir. "Cebr" kelimesi, kırılmak anlamına gelen "kesr" kelimesinin karşıtıdır. Bu da kırılan bir şeyin onarılması demektir. Zamirler doğru isimlere gönderildiğinde de görülecektir ki Cibril indiren değil, indirilendir. Ayrıca Kur'an'ın bizzat Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce ayet bulunmaktadır. İsrail, İsmail, Azrail vb. isim tamlamaları bu tür tamlamaya örnek verilebilir. Birçok ayette vahyin Allah tarafından doğrudan indirildiği belirtilmesine rağmen, Cibril'e "vahiy meleği" denmesi doğru değildir. (Örneğin 2:23, 90, 99; 3:3; 4:136; 7:196; 15:9; 16:44, 89; 17:106; 18:1; 42:17; 76:23.) • Dipnot 2: Onu (Cibril'i). "O" ve "onu" zamirleri üçüncü şahıs zamirleridir. Ayetteki "onu" zamiri, ayetin kendi içindeki "Cibril" kelimesine dönmektedir. "Bilsin ki şüphesiz O" ifadesindeki "O" zamiri ise Allah'ı göstermektedir. Yani Cibril indiren değil, inendir. Cebbar Allah'ın isimlerindendir (Bkz. 59:23). • Dipnot 3: "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre," Allah'ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir. • Dipnot 4: Allah'ın keni yanında olanı (Bkz. 5:64; 38:75; 49:1). • Dipnot 5: O (Allah). • Kelime kelime: قُلْ kul de ki · مَن men kim · كَانَ kane ise (bilsin ki) · عَدُوًّۭا aduvven düşmandır · لِّجِبْرِيلَ licibrile Cebrail'e · فَإِنَّهُۥ feinnehu şüphesiz o · نَزَّلَهُۥ nezzelehu onu indirmiştir · عَلَىٰ ala · قَلْبِكَ kalbike kalbine · بِإِذْنِ biizni izniyle · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · مُصَدِّقًۭا musaddikan doğrulayıcı olarak · لِّمَا lima · بَيْنَ beyne · يَدَيْهِ yedeyhi kendinden öncekileri · وَهُدًۭى ve huden ve hidayet · وَبُشْرَىٰ ve buşra ve müjdeci · لِلْمُؤْمِنِينَ lilmu'minine inananlar için • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • نزل (nzl) kökü: inmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy… • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • اذن (Apn) kökü: kulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret • صدق (Sdq) kökü: doğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • يدي (ydy) kökü: dokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyit • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • بشر (b$r) kökü: müjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüş • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • Bakara suresi 286 ayettir; bu 97. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).