Biz, Lut'a bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler yapan kentten kurtardık. Onlar fasık olan kötü bir halktı.
Enbiya 21:74وَلُوطاً اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماً وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَٓائِثَۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِق۪ينَۙ • Ve lutan ateynahu hukmen ve ılmen ve necceynahu minel karyetilleti kanet ta'melul habais, innehum kanu kavme sev'in fasikin. • Meal: Biz, Lut'a bir hüküm, bir ilim[1] verdik. Onu çirkin işler yapan kentten kurtardık. Onlar fasık[2] olan kötü bir halktı. • Dipnot 1: Vahiy. • Dipnot 2: Doğru yoldan çıkmış. • Kelime kelime: وَلُوطًا veluten ve Lut'a · ءَاتَيْنَـٰهُ ateynahu verdik · حُكْمًۭا hukmen hüküm · وَعِلْمًۭا ve ilmen ve ilim · وَنَجَّيْنَـٰهُ ve necceynahu ve onu kurtardık · مِنَ mine -ten · ٱلْقَرْيَةِ l-karyeti bir kent- · ٱلَّتِى lleti ki (onlar) · كَانَت kanet idiler · تَّعْمَلُ tea'melu işler yapıyor · ٱلْخَبَـٰٓئِثَ ۗ l-habaise çirkin · إِنَّهُمْ innehum gerçekten onlar · كَانُوا۟ kanu idiler · قَوْمَ kavme bir kavim · سَوْءٍۢ sev'in kötü · فَـٰسِقِينَ fasikine yoldan çıkan • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • نجو (njw) kökü: Kurtarılmak, teslim edilmek, kurtulmak, kaçmak, özgür kalmak. Fısıldamak (bir sır), sır vermek. • قري (qry) kökü: Bir misafiri ağırlamak, bir misafirin ağırlandığı şey. Toplamak, içine/içeri koşmak. Keşfetmek; araştırmak; çok ve özenli bir aramayla şehri/kasabayı incelemek. • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • خبث (xbv) kökü: Kötü/iğrenç/tiksindirici/yozlaşmış/şeytani/aldatıcı, hileli/kurnaz/sinsi/açıkgöz, kötü huylu/zararlı, kirli/pis/murdar, ahlaksız/onaylanmayan/nefret edilen/yasadışı/nahoş/suçlu/itaatsiz, en kötü veya en şeytani, kötülük. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • فسق (fsq) kökü: İtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak. • Enbiya suresi 112 ayettir; bu 74. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).