Ve muhsanat kadınlara iftira edip de sonra dört tanık getiremeyen kimselere seksen sopa vurun. Ve onların tanıklığını ebediyen kabul etmeyin. Onlar fasıktırlar.
Nur 24:4وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ • Vellezine yermunel muhsanati summe lem ye'tu bi erbeati şuhedae fecliduhum semanine celdeten ve la takbelu lehum şehadeten ebeda, ve ulaike humul fasikun. • Meal: Ve muhsanat[1] kadınlara iftira edip de sonra dört tanık getiremeyen kimselere seksen sopa vurun. Ve onların tanıklığını ebediyen kabul etmeyin. Onlar fasıktırlar.[2] • Dipnot 1: Korunan: İffetini, edebini, namusunu, özgürlüğünü koruyan. Bir kadın; evlilikle, özgür olmakla ve iffetli olmakla; korunmayı, sakınmayı ve engel olmayı sağlamaktadır. Muhsenat, kök anlamı itibariyle saklamak, korumak, engel olmak demektir. Bu kelime, Arapça'da hür kadın, namuslu/iffetli kadın anlamlarına gelmektedir. Muhsenat, hür kadın anlamında (4:24; 4:25), iffet ve namus sahibi anlamında (21:91; 66:12) ayetlerinde geçmektedir. • Dipnot 2: Günaha sapan. Günahta ısrar eden. Vahyin sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan. İnanç olarak inanan, yaşantı olarak Kafir olan. • Kelime kelime: وَٱلَّذِينَ vellezine · يَرْمُونَ yermune zina ile suçlayan · ٱلْمُحْصَنَـٰتِ l-muhsanati namuslu kadınları · ثُمَّ summe sonra · لَمْ lem · يَأْتُوا۟ ye'tu getirmeyenlere · بِأَرْبَعَةِ bierbeati dört · شُهَدَآءَ şuheda'e şahid · فَٱجْلِدُوهُمْ fecliduhum vurun onlara · ثَمَـٰنِينَ semanine seksen · جَلْدَةًۭ celdeten değnek · وَلَا ve la ve artık · تَقْبَلُوا۟ tekbelu kabul etmeyin · لَهُمْ lehum onların · شَهَـٰدَةً şehadeten şahidliğini · أَبَدًۭا ۚ ebeden asla · وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve ulaike ve işte · هُمُ humu onlar · ٱلْفَـٰسِقُونَ l-fasikune yoldan çıkmış kimselerdir • رمي (rmy) kökü: atmak, fırlatmak, atarak vurmak, suçlamak, yüklemek, suç atmak • حصن (HSn) kökü: Korunmak, erişilemez/yaklaşılamaz olmak, iffetli olmak, güçlü bir şekilde tahkim edilmek, erişilmesi zor olmak, korunmak, (saldırıya karşı) korunmak, yasal ve uygun olmayan şeylerden kaçınmak, bir şeyi… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • ربع (rbE) kökü: Dört, dördüncü, çeyrek, kırk • شهد ($hd) kökü: tanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey. • جلد (jld) kökü: Vurmak/incitmek/deriyi dövmek, kamçıyla vurmak, düşmek, zorlamak, dayanıklı/güçlü/sağlam olmak, dayanıklı veya sabırlı olmak, biriyle mücadele etmek, zorlamak/mecbur bırakmak/gerekli kılmak. • ثمن (vmn) kökü: Herhangi birinin mallarının sekizde birini almak, sekize bölmek, sekiz, on sekiz, seksen. • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • ابد (Abd) kökü: Kalmak, ikamet etmek, sürekli/kalıcı olarak oturmak, devamlı kılmak, zaman (mutlak anlamda), uzun süre, sonsuz/ebedi/sonsuza dek, sınırsız/bölünemez, kalıcı/daimi, asosyal/yabancı, asla (olumsuz yapıda kullanıldığında) • فسق (fsq) kökü: İtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak. • Nur suresi 64 ayettir; bu 4. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).