Kuşkusuz Allah, onların Kendisinin yanı sıra yöneldikleri şeylerin ne olduğunu bilir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ankebut 29:42اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ • İnnallahe ya'lemu ma yed'une min dunihi min şey', ve huvel azizul hakim. • Meal: Kuşkusuz Allah, onların Kendisinin yanı sıra yöneldikleri şeylerin ne olduğunu[1] bilir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir. • Dipnot 1: Hiçbir şeye yaramayan, boş şeyler olduğunu. • Kelime kelime: إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · يَعْلَمُ yea'lemu bilir · مَا ma şeyleri · يَدْعُونَ yed'une onların yalvardıklarını · مِن min · دُونِهِۦ dunihi kendisinden başka · مِن min ne gibi · شَىْءٍۢ ۚ şey'in şeylere · وَهُوَ ve huve O · ٱلْعَزِيزُ l-azizu üstündür · ٱلْحَكِيمُ l-hakimu hüküm ve hikmet sahibidir • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • عزز (Ezz) kökü: güçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sert • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • Ankebut suresi 69 ayettir; bu 42. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).