Mü'minlerden öyle erler var ki; Allah'a, üzerine söz verdikleri şeylere bağlılık gösterdiler. Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi, bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözden asla dönmediler.
Ahzab 33:23مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ • Minel mu'minine ricalun sadaku ma ahedullahe aleyh, fe minhum men kada nahbehu ve minhum men yentezıru ve ma beddelu tebdila. • Meal: Mü'minlerden öyle erler[1] var ki; Allah'a, üzerine söz verdikleri şeylere bağlılık gösterdiler. Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi, bir kısmı da beklemektedir.[2] Verdikleri sözden asla dönmediler. • Dipnot 1: Bir kısmı savaşarak can verdi, bir kısmı da sırasını beklemektedir. • Dipnot 2: Yiğitler. • Kelime kelime: مِّنَ mine -den · ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine mü'minler- · رِجَالٌۭ ricalun erkekler · صَدَقُوا۟ sadeku durdular · مَا ma · عَـٰهَدُوا۟ aahedu verdikleri sözde · ٱللَّهَ llahe Allah · عَلَيْهِ ۖ aleyhi üzerine · فَمِنْهُم fe minhum onlardan · مَّن men kimi · قَضَىٰ kada yerine getirdi · نَحْبَهُۥ nehbehu adağını · وَمِنْهُم ve minhum ve onlardan · مَّن men kimi · يَنتَظِرُ ۖ yenteziru (şehidlik) beklemektedir · وَمَا ve ma ve asla · بَدَّلُوا۟ beddelu (sözlerini) değiştirmemişlerdir · تَبْدِيلًۭا tebdilen değişiklikle • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • رجل (rjl) kökü: Yürümek, ayakla itmek, yürümek, ayaklarından bağlamak, (dişinin) yavrusunu emzirmesine izin vermek, (saç) kıvırcık olmak, annesiyle serbest bırakmak. Rajjala - birini rahatlatmak, saç taramak, mühlet vermek. Tarajjala… • صدق (Sdq) kökü: doğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü… • عهد (Ehd) kökü: Yükümlü kılmak/görev vermek/dayatmak/yemin ettirmek. Ahit - antlaşma/sözleşme/söz/anlaşma/pakt/yemin, bağ, koşul, vasiyet, sorumluluk, garanti, zaman, çağ, tanıdık, doğru, dostluk, sevgi, güvenlik. • قضي (qDy) kökü: Tamamen bitirmek, kararlaştırmak/hükmetmek/yargısal karar vermek, hüküm vermek, yaratmak, sona erdirmek, elde etmek/başarmak/tatmin etmek, uygulamak, çözümlemek, yerine getirmek, duyurmak, açığa çıkarmak • نحب (nHb) kökü: Ağlamak/gözyaşı dökmek/feryat etmek, yemin etmek, hızlı tempoda seyahat etmek • نظر (nZr) kökü: görmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak… • بدل (bdl) kökü: Değiştirme/başkalaştırma -> ilaveli veya ilavesiz, yerine koyma/değiş tokuş etme. • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 23. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).