De ki: "Allah'ın yanı sıra değer verdiklerinize yakarın! Onlar, göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değildirler. Onların, göklerin ve yerin yaratılmalarında bir payları yoktur. Ve Allah'ın, onların yardımına ihtiyacı da yoktur.
Sebe 34:22قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ • Kulid'ullezine zeamtum min dunillah, la yemlikune miskale zerretin fis semavati ve la fil ardı ve ma lehum fihima min şirkin ve ma lehu minhum min zahir. • Meal: De ki: "Allah'ın yanı sıra değer verdiklerinize yakarın! Onlar, göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değildirler. Onların, göklerin ve yerin yaratılmalarında bir payları yoktur. Ve Allah'ın, onların yardımına ihtiyacı da yoktur. • Kelime kelime: قُلِ kuli de ki · ٱدْعُوا۟ d'u çağırın · ٱلَّذِينَ ellezine şeyleri · زَعَمْتُم zeamtum (tanrı) sandığınız · مِّن min · دُونِ duni başka · ٱللَّهِ ۖ llahi Allah'tan · لَا la değillerdir · يَمْلِكُونَ yemlikune bir şeye sahip · مِثْقَالَ miskale ağırlığınca · ذَرَّةٍۢ zerratin zerre · فِى fi · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklerde · وَلَا ve la ve değiller · فِى fi · ٱلْأَرْضِ l-erdi yerde · وَمَا ve ma ve yoktur · لَهُمْ lehum onların · فِيهِمَا fihima bu ikisinde · مِن min hiçbir · شِرْكٍۢ şirkin ortaklıkları · وَمَا ve ma ve yoktur · لَهُۥ lehu O'nun · مِنْهُم minhum onlardan · مِّن min hiçbir · ظَهِيرٍۢ zehirin yardımcısı • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • زعم (zEm) kökü: İddia etmek, taşıyıcı, iletmek, söz vermek, iddia, sorumlu/hesap verebilir/yatkın, şiddetle arzu etmek veya heveslendirmek • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • ثقل (vql) kökü: Ağır/ağırlık olmak, yavaş/donuk/hantal olmak, zor/çetin/üzücü olmak. Thaqalaan (thaqalan'ın ikili hali) - iki büyük ve ağır şey, iki ordu. Athqaal (thiql'in çoğulu) - yük. Thaqiil (çoğulu thiqaal) - ağır. Mithqaal… • ذرر (prr) kökü: Saçmak, serpmek, serpişdirmek, yükselmek. • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • شرك ($rk) kökü: yoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip… • ظهر (Zhr) kökü: Görünmek, belirgin/açık/net/bariz olmak, ortaya çıkmak, yükselmek/tırmanmak, üstün gelmek, bilmek, ayırt etmek, aşikar olmak, ilerlemek, öğleye girmek, ihmal etmek, üstünlük sağlamak, sırta yara açmak • Sebe suresi 54 ayettir; bu 22. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).