Akıl Kuran (akilkuran.com)

Fatır Suresi 40. Ayet Meali

De ki: "Allah'ın yanı sıra yakardıklarınıza bir bakın bakalım! Onların, yeryüzünde yarattıkları bir şey varsa bana gösterin! Yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Ya da onlara bir kitap verdik de onlar, ondan bir beyyine üzerinde midirler? Hayır, hayır! Zalimlerin birbirlerine verdikleri sözler, aldatmacadan başka bir şey değildir.

Fatır 35:40 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. De ki: "Allah'ın yanı sıra yakardıklarınıza bir bakın bakalım!
Fatır 35:40
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً • Kul ereeytum şurekaekumullezine ted'une min dunillah, eruni maza halaku minel ardı em lehum şirkun fis semavat, em ateynahum kitaben fe hum ala beyyinetin minh, bel in yaıduz zalimune ba'duhum ba'dan illa gurura. • Meal: De ki: "Allah'ın yanı sıra yakardıklarınıza bir bakın bakalım! Onların, yeryüzünde yarattıkları bir şey varsa bana gösterin! Yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Ya da onlara bir kitap verdik de onlar, ondan bir beyyine[1] üzerinde midirler? Hayır, hayır! Zalimlerin birbirlerine verdikleri sözler,[2] aldatmacadan başka bir şey değildir. • Dipnot 1: Şefaat olunacaklarına dair. • Dipnot 2: Açık kanıt içeren belge, bilgi. • Kelime kelime: قُلْ kul de ki · أَرَءَيْتُمْ eraeytum siz gördünüz mü? · شُرَكَآءَكُمُ şuraka'ekumu ortaklarınızı · ٱلَّذِينَ ellezine · تَدْعُونَ ted'une yalvardığınız · مِن min · دُونِ duni başka · ٱللَّهِ llahi Allah'tan · أَرُونِى eruni bana gösterin · مَاذَا maza hangi şeyi? · خَلَقُوا۟ haleku yarattılar · مِنَ mine -den · ٱلْأَرْضِ l-erdi yer- · أَمْ em yoksa · لَهُمْ lehum onların var (mı?) · شِرْكٌۭ şirkun ortaklıkları · فِى fi · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklerde · أَمْ em yoksa · ءَاتَيْنَـٰهُمْ ateynahum biz onlara verdik de · كِتَـٰبًۭا kitaben bir Kitap · فَهُمْ fehum onlar da · عَلَىٰ ala üzerindeler · بَيِّنَتٍۢ beyyinetin bir delil · مِّنْهُ ۚ minhu ondan · بَلْ bel hayır · إِن in · يَعِدُ yeidu va'detmiyorlar · ٱلظَّـٰلِمُونَ z-zalimune o zalimler · بَعْضُهُم bea'duhum birbirlerine · بَعْضًا bea'dan birbirlerine · إِلَّا illa başka bir şey · غُرُورًا gururan aldatmakdan • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • راي (rAy) kökü: görmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir)… • شرك ($rk) kökü: yoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • خلق (xlq) kökü: Bir şeyi ölçmek veya oranlamak, uygun ölçüye göre şekillendirmek veya yapmak, belirli bir ölçüye göre varlığa getirmek, tasarladığı bir kalıp veya modele göre ortaya çıkarmak, yokluktan varlığa getirmek (hiçten… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • وعد (wEd) kökü: söz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre) • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • غرر (grr) kökü: Aldatılmış, kandırılmış, işlerde deneyimsiz veya cahil, çocuksu davranmak, bilmeden yok olmaya veya yıkıma maruz kalmak, tehlike, risk; eksiklik, kusurlu performans; boş şeyler, boş işler • Fatır suresi 45 ayettir; bu 40. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).