Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer Kafirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız, salatı kısaltmanızda bir sakınca yoktur. Kuşkusuz, Kafirler sizin apaçık düşmanınızdır.
Nisa 4:101وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ اِنَّ الْكَافِر۪ينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُواًّ مُب۪يناً • Ve iza darabtum fil ardı fe leyse aleykum cunahun en taksuru mines salati, in hıftum en yeftinekumullezine keferu. İnnel kafirine kanu lekum aduvven mubina. • Meal: Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer Kafirlerin[1] size kötülük yapmalarından korkarsanız, salatı[2] kısaltmanızda[3] bir sakınca yoktur. Kuşkusuz, Kafirler sizin apaçık düşmanınızdır. • Dipnot 1: Ayet, tehlike anında namazın kısaltılabilineceğini söylemektedir: Kısaltma, rekat sayısının ikiden bire düşürülmesidir. Namazı kısaltmanın tek koşulu "tehlikenin olmasıdır." Bunun dışında İslam fıkhında(!) yer alan "seferilikte (yolculukta) namazı kısaltma kuralı doğru değildir. Ayette de ifade edildiği gibi kısaltma yapmak için bir tehlikenin; korkulacak bir durumun söz konusu olması gerekir. • Dipnot 2: Namazı. • Dipnot 3: İnançsız, iman etmeyen. Gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, gerçeğe karşı nankörlük eden. Allah'ı ve vahyi reddeden. Fıtri yeteneğini köreltip örten. Küfr, İman'ın emin olmanın, güvenmenin, onaylamanın karşıtıdır. Kur'an, ektiği tohumun üzerini toprakla örttüğü için çiftçiye de kafir demektedir (57:20). • Kelime kelime: وَإِذَا ve iza ve zaman · ضَرَبْتُمْ derabtum sefere çıktığınız · فِى fi · ٱلْأَرْضِ l-erdi yeryüzünde · فَلَيْسَ feleyse yoktur · عَلَيْكُمْ aleykum size · جُنَاحٌ cunahun bir günah · أَن en · تَقْصُرُوا۟ teksuru kısaltmanızdan ötürü · مِنَ mine -dan · ٱلصَّلَوٰةِ s-salati salat- · إِنْ in eğer · خِفْتُمْ hiftum korkarsanız · أَن en · يَفْتِنَكُمُ yeftinekumu size bir kötülük yapmalarından · ٱلَّذِينَ ellezine kimselerin · كَفَرُوٓا۟ ۚ keferu inkar eden(lerin) · إِنَّ inne muhakkak ki · ٱلْكَـٰفِرِينَ l-kafirine kafirler · كَانُوا۟ kanu · لَكُمْ lekum sizin · عَدُوًّۭا aduvven düşmanınızdır · مُّبِينًۭا mubinen açık • ضرب (Drb) kökü: İyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • ليس (lys) kökü: Değil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir • جنح (jnH) kökü: Yan, eğilmek, meyletmek, bükülmek, çömelmek. • قصر (qSr) kökü: Kısalmak, az veya hiç güce sahip olmamak, cimri olmak, yetersiz kalmak, bir şeye ulaşamamak, terk etmek/vazgeçmek/kaçınmak/vazgeçmek/son vermek, uzunluğundan almak, kırpmak/itmek, kısıtlanmış/sınırlandırılmış/sınırlı… • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • خوف (xwf) kökü: Korkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmak • فتن (ftn) kökü: Denemek veya kanıtlamak, zulmetmek, yakmak, denemek, sıkıntıya ve zorluğa sokmak, katletmek, hataya sürüklemek, herhangi bir yolla imandan saptırmak, yanıltmak, görüş ayrılığı veya anlaşmazlık yaratmak, kötülük… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • Nisa suresi 176 ayettir; bu 101. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).