Akıl Kuran (akilkuran.com)

Ahkaf Suresi 16. Ayet Meali

Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir.

Ahkaf 46:16 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet eh…
Ahkaf 46:16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ف۪ٓي اَصْحَابِ الْجَنَّةِۜ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ • Ulaikellezine netekabbelu anhum ahsene ma amilu ve netecavezu an seyyiatihim fi ashabil cenneh, va'des sıdkıllezi kanu yuadun. • Meal: Onlar, yaptıklarının karşılığını en iyi şekilde verdiğimiz ve kötülüklerini görmezden geldiğimiz, Cennet ehli olan kimselerdir. Bu, kendilerine verilen doğru sözün gerçekleşmesidir. • Kelime kelime: أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike onlar · ٱلَّذِينَ ellezine öyle kişilerdir ki · نَتَقَبَّلُ netekabbelu kabul ederiz · عَنْهُمْ anhum onlardan · أَحْسَنَ ehsene en iyisini · مَا ma · عَمِلُوا۟ amilu yaptıklarının · وَنَتَجَاوَزُ ve netecave zu ve geçeriz · عَن an -nden · سَيِّـَٔاتِهِمْ seyyiatihim onların kötülükleri- · فِىٓ fi arasındadırlar · أَصْحَـٰبِ eshabi halkı · ٱلْجَنَّةِ ۖ l-cenneti cennet · وَعْدَ vea'de sözdür · ٱلصِّدْقِ s-sidki doğru · ٱلَّذِى llezi · كَانُوا۟ kanu olunan · يُوعَدُونَ yuadune kendilerine va'd • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • جوز (jwz) kökü: Bir yerden geçmek veya bir yer boyunca ilerlemek, geride bırakmak (bir yeri), bir yerden geçmek, bir yeri geçmek veya çaprazlamak, bir yerin ötesine geçmek, uygun sınırı/limiti/ölçüyü aşmak, aşırı/müsrif/ölçüsüz olmak… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • صحب (SHb) kökü: eşlik etmek, ilişkilendirmek, arkadaş veya yoldaş olmak. saahibun (çoğul: sahbuun ve ashaabun) - yoldaş, ortak, herhangi bir niteliğin veya şeyin sahibi, herhangi bir şeyle yakın ilişki içinde olan, arkadaş ve herhangi… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • وعد (wEd) kökü: söz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre) • صدق (Sdq) kökü: doğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • Ahkaf suresi 35 ayettir; bu 16. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).