Biz, onların üzerlerine tek bir sayha gönderdik. Böylece ağıldaki ufalanmış kuru ot gibi oldular.
Kamer 54:31اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَـكَانُوا كَـهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ • İnna erselna aleyhim sayhaten vahıdeten fe kanu ke heşimil muhtezir. • Meal: Biz, onların üzerlerine tek bir sayha gönderdik. Böylece ağıldaki ufalanmış kuru ot gibi oldular. • Kelime kelime: إِنَّآ inna elbette biz · أَرْسَلْنَا erselna gönderdik · عَلَيْهِمْ aleyhim onların üzerine · صَيْحَةًۭ sayhaten sayha (korkunç bir ses) · وَٰحِدَةًۭ vahideten tek · فَكَانُوا۟ fe kanu oldular · كَهَشِيمِ keheşimi kuru ot gibi · ٱلْمُحْتَظِرِ l-muhteziri ağıldaki • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • صيح (SyH) kökü: Bağırmak/haykırmak, gürültü yapmak. Sayhatun - yıldırım, çığlık, patlama, korkunç ve güçlü gürültü. • وحد (wHd) kökü: Bir olmak, yalnız, eşsiz, benzersiz olmak, alçakgönüllü kalmak, ayrı durmak, birliği vurgulamak. Waahidun - kardinal, bir sayısı, tek. Wahda - yalnız. • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • هشم (h$m) kökü: Ezmek/kırmak • حظر (HZr) kökü: Engellemek, kısıtlamak, yasaklamak, hapsetmek, sınırlamak, kısıtlamak, kapatmak, bir ayrım sınırı oluşturmak, bir kişi veya şey aracılığıyla kendini korumak veya savunmak. • Kamer suresi 55 ayettir; bu 31. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).