O halde sen, "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla bir melek gelmeli değil miydi?" dedikleri için göğsün daralıp; sana vahyolunanın bir kısmını tebliğ etmekten vaz mı geçeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
Hud 11:12فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ • Fe lealleke tarikun ba'da ma yuha ileyke ve daikun bihi sadruke en yekulu lev la unzile aleyhi kenzun ev cae meahu melek, innema ente nezir, vallahu ala kulli şey'in vekil. • Meal: O halde sen, "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla bir melek gelmeli değil miydi?" dedikleri için göğsün daralıp; sana vahyolunanın bir kısmını tebliğ etmekten vaz mı geçeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın.[1] Allah ise her şeye vekildir.[2] • Dipnot 1: Onların iman edip etmemelerinden sen sorumlu değilsin. • Dipnot 2: Her şeyi kontrol altında tutan, her şeyin koruyucusu, yöneticisi, dayanağı ve kefili olan; varlığı ayakta tutan, sürdüren, koruyan ve rızkını veren; "canlı cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan." Vekil sadece Allah'tır. Nitekim Allah birçok ayette Resul'üne, "sen onlara vekil değilsin" demiş ve ona, insanlara, "Ben size vekil değilim." demesini buyurmuştur. • Kelime kelime: فَلَعَلَّكَ felealleke belki de · تَارِكٌۢ tarikun bırakacaksın · بَعْضَ bea'de bir kısmını · مَا ma · يُوحَىٰٓ yuha vahyedilenin · إِلَيْكَ ileyke sana · وَضَآئِقٌۢ ve daikun ve daralacak · بِهِۦ bihi onunla · صَدْرُكَ sadruke göğsün · أَن en dolayı · يَقُولُوا۟ yekulu demelerinden · لَوْلَآ levla değil miydi? · أُنزِلَ unzile indirilmeli · عَلَيْهِ aleyhi ona · كَنزٌ kenzun bir hazine · أَوْ ev veya · جَآءَ ca'e gelmeli · مَعَهُۥ meahu beraberinde · مَلَكٌ ۚ melekun bir melek · إِنَّمَآ innema ancak · أَنتَ ente sen · نَذِيرٌۭ ۚ nezirun bir uyarıcısın · وَٱللَّهُ vallahu Allah ise · عَلَىٰ ala üzerine · كُلِّ kulli her · شَىْءٍۢ şey'in şey · وَكِيلٌ vekilun vekildir • ترك (trk) kökü: Terk etmek, bırakmak, vazgeçmek, feragat etmek, ihmal etmek, atlamak, birine bir şey bırakmak. • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • وحي (wHy) kökü: İşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece… • ضيق (Dyq) kökü: Daraldı veya sıkıştı. Bir şeyle tıkandı, aşırı doldu veya taştı. • صدر (Sdr) kökü: Geri dönmek, geri gelmek, ilerlemek, çıkmak veya kaynaklanmak, ileri gitmek, ilerletmek veya teşvik etmek, gerçekleşmek, olmak, kaynaklanmak, göğse/sine vurmak, başlamak. Kişinin önünde duran veya yüzleştiği herhangi… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • نزل (nzl) kökü: inmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy… • كنز (knz) kökü: Biriktirmek, hazine olarak saklamak, toprağa hazine gömmek. • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • نذر (npr) kökü: adamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden. • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • وكل (wkl) kökü: Güvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak. • Hud suresi 123 ayettir; bu 12. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).