Akıl Kuran (akilkuran.com)

Kehf Suresi 14. Ayet Meali

Onların kalplerini pekiştirdik. Kıyam ederek: "Bizim Rabb'imiz, göklerin ve yeryüzünün Rabb'idir" dediler. "Ondan başkasını asla ilah diye çağırmayız. Yoksa kesinlikle saçmalamış oluruz."

Kehf 18:14 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Onların kalplerini pekiştirdik.
Kehf 18:14
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً • Ve rabatna ala kulubihim iz kamu fe kalu rabbuna rabbus semavati vel ardı len ned'uve min dunihi ilahen lekad kulna izen şetata. • Meal: Onların kalplerini pekiştirdik. Kıyam ederek[1]: "Bizim Rabb'imiz, göklerin ve yeryüzünün Rabb'idir" dediler. "Ondan başkasını asla ilah diye çağırmayız. Yoksa kesinlikle saçmalamış oluruz." • Dipnot 1: Müşrik yönetime başkaldırarak. • Kelime kelime: وَرَبَطْنَا ve rabetna ve metanet bağlamıştık · عَلَىٰ ala üstüne · قُلُوبِهِمْ kulubihim kalblerinin · إِذْ iz · قَامُوا۟ kamu kalktılar · فَقَالُوا۟ fe kalu ve dediler ki · رَبُّنَا rabbuna Rabbimiz · رَبُّ rabbu Rabbidir · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklerin · وَٱلْأَرْضِ vel'erdi ve yerin · لَن len · نَّدْعُوَا۟ ned'ue biz asla demeyiz · مِن min · دُونِهِۦٓ dunihi O'ndan başkasına · إِلَـٰهًۭا ۖ ilahen Tanrı · لَّقَدْ lekad yoksa · قُلْنَآ kulna konuşmuş oluruz · إِذًۭا izen o zaman · شَطَطًا şetaten saçma sapan • ربط (rbT) kökü: Bağlamak, sıkıştırmak, bağlı olmak, uyum sağlamak, güçlendirmek, (çapa) atmak, sağlam olmak, (düşman sınırında) konuşlanmak, nöbet tutmak, bir şeye sebatla devam etmek/uygulamak, bir şeyde kalmak veya olmak, ordu… • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • شطط ($TT) kökü: Uzakta olmak, herhangi birini yanlış yapmak, adaletsizce davranmak, sınırları aşmak. Şattan - aşırı yalan, aşırı, gereksiz, fazlalık. Aşatta (fiil 4) - haksız davranmak. • Kehf suresi 110 ayettir; bu 14. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).