O Gün dağları yürüteceğiz. Ve yeryüzünü dümdüz görürsün. Hiç kimseyi bırakmaksızın onların tamamını mahşerde toplarız.
Kehf 18:47وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْاَرْضَ بَارِزَةًۙ وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَداًۚ • Ve yevme nuseyyirul cibale ve terel arda barizeten ve haşernahum fe lem nugadir minhum ehada. • Meal: O Gün dağları yürüteceğiz. Ve yeryüzünü dümdüz görürsün. Hiç kimseyi bırakmaksızın onların tamamını[1] mahşerde toplarız. • Dipnot 1: Tüm ölüleri. • Kelime kelime: وَيَوْمَ ve yevme O gün · نُسَيِّرُ nuseyyiru yürütürüz · ٱلْجِبَالَ l-cibale dağları · وَتَرَى ve tera ve görürsün · ٱلْأَرْضَ l-erde yeri · بَارِزَةًۭ barizeten çırılçıplak · وَحَشَرْنَـٰهُمْ ve haşernahum onları toplamışız · فَلَمْ fe lem ve · نُغَادِرْ nugadir bırakmamışızdır · مِنْهُمْ minhum onlardan · أَحَدًۭا ehaden hiçbirini • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • سير (syr) kökü: Yürümek, gitmek, hareket etmek, ilerlemek, seyahat etmek, gezmek, dolaşmak, davranmak, tutum takınmak, hal ve gidiş, yaşam tarzı, biyografi, hayat hikayesi • جبل (jbl) kökü: Dağ, çok miktarda toplamak, yaratılış, hamur yoğurmak, doğa, huy, mizaç, karakter, fıtrat, kalın ve sert olmak, cimri olmak • راي (rAy) kökü: görmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir)… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • برز (brz) kökü: Çıktı/geldi/bayıldı/ileri gitti, yayınlandı, ortaya çıktı, belirgin/açık/aşikar hale geldi, belirgin/çıkıntılı hale geldi, ortaya koydu, üretmek/yayınlamak, açığa çıkardı, geride bırakmak/geçmek, bir şeyin ötesine… • حشر (H$r) kökü: Toplanmak/bir araya gelmek/bir araya getirmek, ölüleri diriltmek, sürgün etmek, bir yerden başka bir yere sürmek, bir şeyi ince veya narin ya da küçük yapmak, bir şeyi keskin ve sivri yapmak (örneğin mızrak ucu ve… • غدر (gdr) kökü: Hain, kalleş, sadakatsiz, vefasız, ihmal etmek, sözleşmeyi bozmak, geride bırakmak, dışarıda bırakmak. • احد (AHd) kökü: Bir yapmak/saymak, birlik, herhangi biri/herhangi bir şey. • Kehf suresi 110 ayettir; bu 47. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).