Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet bir gemiye bindiklerinde onu deldi. Musa: "İçindekilerini boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen şaşılacak bir iş yaptın." dedi.
Kehf 18:71فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا رَكِبَا فِي السَّف۪ينَةِ خَرَقَهَاۜ قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً اِمْراً • Fentalaka, hatta iza rakiba fis sefineti harakaha kale e harakteha li tugrika ehleha, lekad ci'te şey'en imra. • Meal: Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet bir gemiye bindiklerinde onu deldi. Musa: "İçindekilerini boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen şaşılacak bir iş yaptın." dedi. • Kelime kelime: فَٱنطَلَقَا fentaleka sonra yürüdüler · حَتَّىٰٓ hatta nihayet · إِذَا iza zaman · رَكِبَا rakiba bindikleri · فِى fi · ٱلسَّفِينَةِ s-sefineti gemiye · خَرَقَهَا ۖ harakaha onu deliverdi · قَالَ kale dedi · أَخَرَقْتَهَا eharakteha mi onu deldin? · لِتُغْرِقَ litugrika boğmak için · أَهْلَهَا ehleha halkını · لَقَدْ lekad gerçekten · جِئْتَ ci'te sen yaptın · شَيْـًٔا şey'en bir iş · إِمْرًۭا imran çok tehlikeli • طلق (Tlq) kökü: Bağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna… • ركب (rkb) kökü: Binmek, gemiye binmek, üzerine çıkmak, taşınmak, gemiye binmek, denizde seyahat etmek, yolda yürümek, (bir hata) yapmak. Rakbun - kervan. Rukban (rakib'in çoğulu) - binen kişi, binmiş olan. Rikab - develer. Rakub - bir… • سفن (sfn) kökü: Gemi, gemi yapmak, denizde yüzmek, yolculuk etmek, yol almak • خرق (xrq) kökü: Delmek, delik açmak, perfore etmek, bir şeyde delik açmak, yırtmak/yarmak, taklit etmek veya sahte yapmak, şaşkın olmak veya hareketsiz kalmak (şaşkınlıktan), bir şey hakkında bilgisiz olmak, içinden/üzerinden geçmek… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • غرق (grq) kökü: Battı, boğuldu, aşağı doğru inip kayboldu, ihtiyacı kalmadı, yayı sonuna kadar çekti, geçti/geride bıraktı, meşgul etti, sıkıntılarla bunalmış adam, tek yudum, süslendi, zorunlu, aniden/şiddetli bir şekilde, birine… • اهل (Ahl) kökü: sahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • Kehf suresi 110 ayettir; bu 71. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).