Akıl Kuran (akilkuran.com)

Bakara Suresi 36. Ayet Meali

Fakat şeytan onları, oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak inin. Yeryüzü, belli bir süreye kadar size barınak ve geçinme yeri olacak." dedik.

Bakara 2:36 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Fakat şeytan onları, oradan kaydırdı.
Bakara 2:36
فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا ف۪يهِۖ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ • Fe ezellehumaş şeytanu anha fe ahrecehuma mimma kana fih, ve kulnahbitu ba'dukum li ba'din aduvv, ve lekum fil ardı mustekarrun ve metaun ila hin. • Meal: Fakat şeytan[1] onları, oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak inin[2]. Yeryüzü, belli bir süreye kadar size barınak ve geçinme yeri olacak." dedik. • Dipnot 1: Kelime anlamı uzaklaşan, uzak olan demektir. Hakikat'ten uzak olan, Hakk'a, adalete ve iyiliğe aykırı hareket eden varlık, kişi, kurum, kötülük dürtüsünün, saptırıcı telkin ve yönlendirmelerin ortak karakteristik adıdır. İnsanların içindeki kötülük dürtüsü için de şeytan denmektedir. • Dipnot 2: "İhbitu", kelimesi "inin" anlamına gelmektedir. Ancak bu inme, yüksek bir yerden alçak bir yere inmek anlamında değil, iyi bir konumdan, kötü bir konuma inmektir. Değerde azalmayı ifade etmektedir. Ayette, "köyden şehre inmek" deyimindeki "inme" anlamındaki inmeden, yani "yer değişikliğinden" söz edilmektedir. Dolayısıyla "Cennet'ten Dünya'ya inmek" şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. "İhbitu/inin kelimesi bu surenin 61. ayetinde de bir yerden başka bir yere gitmek anlamda geçmektedir. Kelime, söz konusu ayette, "Mısır'a inin." şeklinde yer almaktadır. • Kelime kelime: فَأَزَلَّهُمَا feezellehuma onlar(ın ayağın)ı kaydırdı · ٱلشَّيْطَـٰنُ ş-şeytanu şeytan · عَنْهَا anha oradan · فَأَخْرَجَهُمَا fe ehracehuma çıkardı · مِمَّا mimma yerden · كَانَا kana bulundukları · فِيهِ ۖ fihi içinde · وَقُلْنَا ve kulna ve dedik ki · ٱهْبِطُوا۟ hbitu inin · بَعْضُكُمْ bea'dukum kiminiz · لِبَعْضٍ libea'din kiminize · عَدُوٌّۭ ۖ aduvvun düşman olarak · وَلَكُمْ velekum sizin için vardır · فِى fi -nde · ٱلْأَرْضِ l-erdi yeryüzü- · مُسْتَقَرٌّۭ mustekarrun kalmak · وَمَتَـٰعٌ ve metaun ve nimet · إِلَىٰ ila · حِينٍۢ hinin bir süre • زلل (zll) kökü: Uzaklaştı veya yana çekildi, kaydı, hata yaptı, eksik, aktarmak / transfer etmek • شطن ($Tn) kökü: Uzaklaşmak/uzak/ırak olmak, içine sıkıca girmek/yerleşmek, nüfuz edip gizlenmek, amacından/yönünden saparak karşı koymak, şeytan, aşırı kibirli/bozulmuş kişi, inançsız/isyankâr/küstah/inatçı/ters/sapkın, ip, derin… • خرج (xrj) kökü: Çıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • هبط (hbT) kökü: İlerlemek, inmek, aşağı indirmek, yüksek bir durumdan alçak bir duruma inmek, bir yerden başka bir yere geçmek, girmek, durum değiştirmek, ortaya çıkmak, alçalmak, değersizleşmek. • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • قرر (qrr) kökü: Serin olmak veya serinlemek, sessiz kalmak, sebatlı olmak, sağlam olmak, ferahlamak, istikrarlı olmak, sağlam olmak, almak tatmin etmek, doğrulamak, kabul etmek, yerleşmek, sürmek. Karar - istikrar, sabit veya güvenli… • متع (mtE) kökü: Faydalanmak/yararlanmak, hediye, faydalı/avantajlı herhangi bir şey, eşya (örn. mutfak eşyası, mobilya), mal/ürün. • حين (Hyn) kökü: Varmak, gelmek, zamanı gelmek (zaman, mevsim), uygun olmak, hasat edilmek • Bakara suresi 286 ayettir; bu 36. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).