Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.
Bakara 2:7خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْۜ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ۟ • Hatemallahu ala kulubihim ve ala sem'ıhim, ve ala ebsarihim gışaveh, ve lehum azabun azim. • Meal: Allah, onların[1] kalplerini[2] ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir. • Dipnot 1: İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tıpkı göz, kulak vs. ile beyin arasındaki iletişim gibi. • Dipnot 2: Kafirlerin. • Kelime kelime: خَتَمَ hateme mühürlemiştir · ٱللَّهُ llahu Allah · عَلَىٰ ala üzerini · قُلُوبِهِمْ kulubihim kalblerinin · وَعَلَىٰ ve ala ve üzerini · سَمْعِهِمْ ۖ sem'ihim kulaklarının · وَعَلَىٰٓ ve ala ve üzerine · أَبْصَـٰرِهِمْ ebsarihim gözlerinin · غِشَـٰوَةٌۭ ۖ gişavetun perde inmiştir · وَلَهُمْ velehum Onlar için vardır · عَذَابٌ azabun bir azab · عَظِيمٌۭ azimun büyük • ختم (xtm) kökü: Mühürlemek/damgalamak/basmak/işaretlemek, bir şeyden kendini korumak, bir şey üzerinde etki yaratmak, bir şeyin sonuna ulaşmak, bir şeyin üzerini kaplamak, bir şeyden veya birisinden kaçınmak/uzaklaşmak, anlamak, kalbin… • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • بصر (bSr) kökü: görme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısı • غشو (g$w) kökü: aldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamak • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • عظم (EZm) kökü: büyük, önemli, büyük, dikkate almak, onur, muazzam, görkemli, önemli bir kişi, Her Şeye Kadir, Her Şeye Kadir, elim, cömert/bol, büyütmek/artırmak. hayretler uyandırmak - büyük hale getirmek • Bakara suresi 286 ayettir; bu 7. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).