Ehline salatı buyur. Kendin de onun üzerinde sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takva içindir.
Taha 20:132وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى • Ve'mur ehleke bis salati vastabir aleyha, la nes'eluke rızka, nahnu nerzukuk, vel akıbetu lit takva. • Meal: Ehline salatı buyur.[1] Kendin de onun üzerinde sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takva içindir. • Dipnot 1: Seninle birlikte hareket edenlere, yanında yer alanlara, Allah'a yönelmelerini, Allah'tan istemelerini buyur. Birbirlerine destek olmalarını, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmalarını öğütle. Salat kelimesi, namaz kılmak, dua etmek, din, kulluk, yardım etmek, destek olmak gibi anlamları olan bir kelimedir. Bu ayette; salat kelimesi, ayetin bağlamı dikkate alındığında; "rızkın Allah'tan istenmesi, isteğin Allah'a yönelmesi" ve yardımlaşıp, birbirlerine destek olunması, dayanışma içinde güç birliği yapılması" anlamına geldiği görülmektedir. Dünya hayatının gayri meşru yollarla elde edilen zenginliğine, servetine imrenmek yerine, az da olsa helal kazançla, kendi emeğimizle ve hak ederek kazandıklarımızla yetinmenin sonuç olarak daha kazançlı ve hayırlı olduğu uyarısı yapılmaktadır. Kafirlerin zenginliğine imrenmek yerine destekleşmenin, dayanışmanın sağlayacağı gücün daha büyük zenginlik olacağı vurgulanmaktadır. Kimi çevirilerde söylendiği gibi bu ayetin, "Aile bireylerine namaz kılmalarını emretmek" ile bir ilgisi yoktur. • Kelime kelime: وَأْمُرْ ve'mur ve emret · أَهْلَكَ ehleke ailene · بِٱلصَّلَوٰةِ bis-salati salat ile · وَٱصْطَبِرْ vestabir ve dayan · عَلَيْهَا ۖ aleyha ona · لَا la · نَسْـَٔلُكَ neseluke biz senden istemiyoruz · رِزْقًۭا ۖ rizkan rızık · نَّحْنُ nehnu biz · نَرْزُقُكَ ۗ nerzukuke seni besliyoruz · وَٱلْعَـٰقِبَةُ vel'aakibetu ve akıbet · لِلتَّقْوَىٰ littekva takva(sahipleri)nindir • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • اهل (Ahl) kökü: sahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • صبر (Sbr) kökü: direnmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı… • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • رزق (rzq) kökü: sağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden. • عقب (Eqb) kökü: Başarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek… • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • Taha suresi 135 ayettir; bu 132. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).