Samiri: "Ben, onların anlamadıkları şeyi anladım. Resulün öğretisinden az bir şey almıştım işte onu bıraktım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi." dedi.
Taha 20:96قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي • Kale basurtu bi ma lem yabsuru bihi fe kabadtu kabdaten min eserir resuli fe nebeztuha ve kezalike sevvelet li nefsi. • Meal: Samiri: "Ben, onların anlamadıkları şeyi anladım.[1] Resulün öğretisinden az bir şey almıştım işte onu bıraktım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi." dedi. • Dipnot 1: Halkın göremediğini, yani Musa Nebi'nin sihir yaptığını anladım. • Kelime kelime: قَالَ kale dedi ki · بَصُرْتُ besurtu ben gördüm · بِمَا bima şeyleri · لَمْ lem · يَبْصُرُوا۟ yebsuru onların görmedikleri · بِهِۦ bihi onda · فَقَبَضْتُ fekabedtu sonra aldım · قَبْضَةًۭ kabdeten bir avuç · مِّنْ min -nden · أَثَرِ eseri eseri- · ٱلرَّسُولِ r-rasuli Elçinin · فَنَبَذْتُهَا fenebeztuha ve onu attım · وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve böyle (yapmayı) · سَوَّلَتْ sevvelet hoş gösterdi · لِى li bana · نَفْسِى nefsi nefsim • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • بصر (bSr) kökü: görme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısı • قبض (qbD) kökü: El ile dokunarak/hissederek almak, kapatmak, kavramak, tutmak, yakalamak, bir araya toplamak/çekmek/birleştirmek, sahiplenmek, kuşlarla ilgili olarak kanatlarını toplamak, uçuşta/tempoda hızlı olmak. • اثر (Avr) kökü: İz bırakmak, etki etmek, tesir etmek, işaret bırakmak, iz sürmek, nakletmek, rivayet etmek, tercih etmek, seçmek • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • نبذ (nbp) kökü: Atmak, fırlatmak, vazgeçmek, çıkarmak, reddetmek, bir şeyi değersiz olduğu için veya dikkate almadığı için atmak • سول (swl) kökü: Sormak, istemek, dilemek, rica etmek, talep etmek, dilenmek • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • Taha suresi 135 ayettir; bu 96. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).