Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm ve ilim verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız.
Enbiya 21:79فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلاًّ اٰتَيْنَا حُكْماً وَعِلْماًۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ • Fe fehhemnaha suleyman, ve kullen ateyna hukmen ve ılmen ve sehharna mea davudel cibale yusebbihne vet tayr, ve kunna faılin. • Meal: Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm[1] ve ilim[2] verdik. Davud'la beraber tesbih[3] etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız. • Dipnot 1: Vahiy. • Dipnot 2: Egemenlik. • Dipnot 3: Dağların ve kuşların tesbih etmeleri, yaradılış özelliklerine göre hareket etmeleri, İlahi yasalara tam bir itaatle itaat etmeleridir. • Kelime kelime: فَفَهَّمْنَـٰهَا fe fe hhemnaha onu bellettik · سُلَيْمَـٰنَ ۚ suleymane Süleyman'a · وَكُلًّا ve kullen ve hepsine · ءَاتَيْنَا ateyna verdik · حُكْمًۭا hukmen hükümdarlık · وَعِلْمًۭا ۚ ve ilmen ve bilgi · وَسَخَّرْنَا ve sehharna ve boyun eğdirdik · مَعَ mea onunla beraber · دَاوُۥدَ davude Davud'a · ٱلْجِبَالَ l-cibale dağları · يُسَبِّحْنَ yusebbihne tesbih eden · وَٱلطَّيْرَ ۚ ve ttayra ve kuşları · وَكُنَّا ve kunna ve biz · فَـٰعِلِينَ failine (bunları) yaparız • فهم (fhm) kökü: O zihninde anladı veya bildi, anlamını kavradı. • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • سخر (sxr) kökü: Alay etmek, dalga geçmek, eğlenmek, küçümsemek, maskaraya almak, kullanmak, hizmetine almak, emrine vermek, buyruğu altına almak, zorla çalıştırmak, sömürmek • جبل (jbl) kökü: Dağ, çok miktarda toplamak, yaratılış, hamur yoğurmak, doğa, huy, mizaç, karakter, fıtrat, kalın ve sert olmak, cimri olmak • سبح (sbH) kökü: Yüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmek • طير (Tyr) kökü: Uçmak, acele etmek, öncü olmak, sevmek, bağlanmak, ünlü olmak, düşünmek/tasarlamak, dağılmak/saçılmak, şans • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • فعل (fEl) kökü: bir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum • Enbiya suresi 112 ayettir; bu 79. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).