İşte onlar söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.
Furkan 25:19فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَۙ فَمَا تَسْتَط۪يعُونَ صَرْفاً وَلَا نَصْراًۚ وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَاباً كَب۪يراً • Fe kad kezzebukum bima tekulune fe ma testetiune sarfan ve la nasra, ve men yazlım minkum nuzıkhu azaben kebira. • Meal: İşte onlar[1] söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya[2] ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız. • Dipnot 1: Azabı uzaklaştırmaya. • Dipnot 2: Allah'tan başka kulluk ettikleriniz. • Kelime kelime: فَقَدْ fekad işte · كَذَّبُوكُم kezzebukum sizi yalanladılar · بِمَا bima şeyler · تَقُولُونَ tekulune dedikleriniz · فَمَا fema artık · تَسْتَطِيعُونَ testetiune gücünüz yetmez · صَرْفًۭا sarfen (azabı) geri çevirmeğe · وَلَا ve la ne de · نَصْرًۭا ۚ nesran yardım bulabilirsiniz · وَمَن ve men ve kim · يَظْلِم yezlim zulmederse · مِّنكُمْ minkum sizden · نُذِقْهُ nuzikhu ona taddırırız · عَذَابًۭا azaben bir azab · كَبِيرًۭا kebiran büyük • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • طوع (TwE) kökü: itaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak. • صرف (Srf) kökü: Çevirmek, saptırmak, önlemek, öne sürmek, ortaya koymak, değiştirmek. sarfun - önleme eylemi. masrifun - sığınılacak yer, sığınak. masruufun - saptırılmış. sarrafa (fiil 2) - açıklamak. tasrif - (rüzgarın) değişimi… • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • ذوق (pwq) kökü: Tadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duygu • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • كبر (kbr) kökü: Sert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak… • Furkan suresi 77 ayettir; bu 19. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).