Musa onlara apaçık ayetlerimizi iletince: "Bu, uydurulmuş bir sihirden başka bir şey değildir. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık." dediler.
Kasas 28:36فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَ • Fe lemma caehum musa bi ayatina beyyinatin kalu ma haza illa sihrun mufteren ve ma semi'na bi haza fi abainel evvelin. • Meal: Musa onlara apaçık ayetlerimizi[1] iletince: "Bu, uydurulmuş bir sihirden başka bir şey değildir. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık." dediler. • Dipnot 1: Mucizelerimizi, kanıtlarımızı, göstergelerimizi. • Kelime kelime: فَلَمَّا felemma ne zaman ki · جَآءَهُم ca'ehum onlara gelince · مُّوسَىٰ musa Musa · بِـَٔايَـٰتِنَا biayatina ayetlerimizle · بَيِّنَـٰتٍۢ beyyinatin açık açık · قَالُوا۟ kalu dediler · مَا ma değildir · هَـٰذَآ haza bu · إِلَّا illa başka bir şey · سِحْرٌۭ sihrun bir büyüden · مُّفْتَرًۭى mufteran uydurulmuş · وَمَا ve ma ve · سَمِعْنَا semia'na işitmedik · بِهَـٰذَا bihaza böyle bir şey · فِىٓ fi arasında · ءَابَآئِنَا abaina atalarımız · ٱلْأَوَّلِينَ l-evveline ilk • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • ايي (Ayy) kökü: İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • سحر (sHr) kökü: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek, aldatmak, göz boyamak, hipnotize etmek, etkilemek, baştan çıkarmak, kandırmak, şafak vakti, tan vakti, seher vakti • فري (fry) kökü: Kesmek/bölmek/yarmak, iftira atmak, (yalan) uydurmak. • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • ابو (Abw) kökü: baba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek • اول (Awl) kökü: ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç • Kasas suresi 88 ayettir; bu 36. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).