Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. O hak edeni bağışlar, hak edene azap eder. Allah Çok Affedici ve Çok Bağışlayıcı'dır.
Ali İmran 3:129وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ • Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ard, yagfiru li men yeşau ve yuazzibu men yeşa', vallahu gafurun rahim. • Meal: Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. O hak edeni[1] bağışlar, hak edene[1] azap eder. Allah Çok Affedici ve Çok Bağışlayıcı'dır. • Dipnot 1: Kelimesi kelimesine, "dilediğini." Dilediğini demek: "Hak edeni" demektir; Allah, azabı hak edene azap eder; bağışlanmayı hak edeni bağışlar, demektir. Allah, "Dilediğimi" demekle, kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı Ben veririm, demeyi kastetmektedir. Zira burada Allah'ın "dilemesi," insanın "dilemesine," "insanın seçimine" bağlı olarak gerçekleşmektedir. "Şae" kelimesinin ayetteki anlamı; "gayret göstereni, bir şey yapmak isteyeni" yani "bir şeyi dileyeni" anlamındadır. Seçim insana aittir ve belirleyici olan insanın "dilemesi"dir (Bkz. 76:3). • Kelime kelime: وَلِلَّهِ velillahi ve Allah'ındır · مَا ma olanlar · فِى fi · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklerde · وَمَا ve ma ve olanlar · فِى fi · ٱلْأَرْضِ ۚ l-erdi yerde · يَغْفِرُ yegfiru (O) bağışlar · لِمَن limen kimseyi · يَشَآءُ yeşa'u dilediği · وَيُعَذِّبُ ve yuazzibu ve azabeder · مَن men dimseye · يَشَآءُ ۚ yeşa'u dilediği · وَٱللَّهُ vallahu Allah · غَفُورٌۭ gafurun çok bağışlayan · رَّحِيمٌۭ rahimun çok esirgeyendir • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • غفر (gfr) kökü: korumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • Ali İmran suresi 200 ayettir; bu 129. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).