Yoksa siz; Allah, içinizdeki cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarmadan Cennet'e gireceğinizi mi sanıyorsunuz?
Ali İmran 3:142اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ • Em hasibtum en tedhulul cennete ve lemma ya'lemillahullezine cahedu minkum ve ya'lemes sabirin. • Meal: Yoksa siz; Allah, içinizdeki cihad[1] edenleri ve sabredenleri[2] ortaya çıkarmadan Cennet'e gireceğinizi mi sanıyorsunuz? • Dipnot 1: Allah yolunda mücadele eden, çabalayan, canla başla çalışan. • Dipnot 2: Sabremek; dayanmak, direnmek, yılgınlık ve usanç göstermemek, kararlı ve azimli olmak, sıkıntılara göğüs germek demektir. • Kelime kelime: أَمْ em yoksa · حَسِبْتُمْ hasibtum siz sandınız · أَن en · تَدْخُلُوا۟ tedhulu gireceğinizi · ٱلْجَنَّةَ l-cennete cennete · وَلَمَّا velemma · يَعْلَمِ yea'lemi bilmeden · ٱللَّهُ llahu Allah · ٱلَّذِينَ ellezine kimseleri · جَـٰهَدُوا۟ cahedu cihad edenleri · مِنكُمْ minkum içinizden · وَيَعْلَمَ ve yea'leme (sınayıp) bilmeden · ٱلصَّـٰبِرِينَ s-sabirine sabredenleri • حسب (Hsb) kökü: Düşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu… • دخل (dxl) kökü: girmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • جهد (jhd) kökü: Çabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya… • صبر (Sbr) kökü: direnmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı… • Ali İmran suresi 200 ayettir; bu 142. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).