Akıl Kuran (akilkuran.com)

Ahzab Suresi 72. Ayet Meali

Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar. Ondan korktular. Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir.

Ahzab 33:72 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk.
Ahzab 33:72
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ • İnna aradnel emanete ales semavati vel ardı vel cibali fe ebeyne en yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehal insan, innehu kane zalumen cehula. • Meal: Biz, emaneti[1] göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar.[2] Ondan korktular.[3] Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir.[4] • Dipnot 1: Ürperdiler. Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir anlatımdır. Bununla, vahiy sorumluluğunun üstlenilmesinin, akıl ve irade sahibi olmanın ne denli önemli ve değerli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir. • Dipnot 2: Dilediğini yapabilme özgürlüğü. Özgür irade sahibi olmayı. Emanetin insana verilmesi demek onun akıl ve özgür irade sahibi kılınması demektir. • Dipnot 3: Bu niteleme, insanların tamamını kapsamamaktadır. İnsan kelimesinin başında belirlilik takısı var. Dolayısı ile bildik, bilinen, belli bir kesim insandan söz etmektedir. Bu nitelemeler, yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan içindir. Bu insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır. Allah, akıl ve özgür irade sahibi kılınma sorumluluğunu kötüye kullanan kimseleri cezalandıracak, emanete gerektiği gibi sahip çıkanları, sorumluluklarını yerine getirenleri de ödüllendirecektir. • Dipnot 4: Özgür irade sahibi olmaktan çekindiler. • Kelime kelime: إِنَّا inna şüphesiz biz · عَرَضْنَا aradna sunduk · ٱلْأَمَانَةَ l-emanete emaneti · عَلَى ala · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklere · وَٱلْأَرْضِ vel'erdi ve yere · وَٱلْجِبَالِ velcibali ve dağlara · فَأَبَيْنَ feebeyne fakat kaçındılar · أَن en · يَحْمِلْنَهَا yehmilneha onu yüklenmekten · وَأَشْفَقْنَ ve eşfekne ve korktular · مِنْهَا minha ondan · وَحَمَلَهَا vehameleha ve onu yüklendi · ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ l-insanu insan · إِنَّهُۥ innehu doğrusu o · كَانَ kane · ظَلُومًۭا zelumen çok zalimdir · جَهُولًۭا cehulen çok cahildir • عرض (ErD) kökü: Gerçekleşmek, olmak, teklif etmek, sunmak, göstermek, öne sürmek, önüne koymak, ipucu vermek, karşı gelmek, önermek, maruz bırakmak, (askerleri) gözden geçirmek, görüntülemek, hazırlamak. aruDa - geniş olmak… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • جبل (jbl) kökü: Dağ, çok miktarda toplamak, yaratılış, hamur yoğurmak, doğa, huy, mizaç, karakter, fıtrat, kalın ve sert olmak, cimri olmak • ابي (Aby) kökü: Gönüllü olarak reddetmek/kaçınmak/sakınmak, geri durdu/çekindi, katılmamak/reddetmek/hoşlanmamak/onaylamamak/nefret etmek, uyumsuz/uzlaşmaz/dirençli. • حمل (Hml) kökü: Taşımak, yüklenmek, sırtlamak, götürmek, iletmek, göstermek/sergilemek, bir şeyi sırtında veya başında taşımak, yük taşımak, hamile kalmak veya çocuk sahibi olmak (kadın), iftira veya dedikodu yaymak, birine binmesi… • شفق ($fq) kökü: Acımak, endişe duymak, korkmak. Şefak - korku, merhamet, akşam, günbatımından sonraki alacakaranlık ve onun kırmızılığı veya beyazlığı. Aşfaka - korkmak. Müşfikun - korkan veya dehşete düşen, merhametli, korkak… • انس (Ans) kökü: sosyalleşmek, arkadaş canlısı olmak, sohbete yatkın olmak, muhabbete ve arkadaşlığa meyilli olmak, dostça, samimi veya teklifsiz olmak. Neşelenmek, sevinmek veya neşeli, şen ya da keyifli olmak. Rahat veya huzurlu… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • جهل (jhl) kökü: Cahil olmak, bir şeyden haberdar olmamak, aptal veya akılsız olmak, şiddetle kaynamak, cahillik taklidi yapmak, bilmezlikten gelmek, birini hesaba katmak veya değer vermek, kargaşa veya istikrarsızlık yaratmak, yanlış… • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 72. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).