Akıl Kuran (akilkuran.com)

Nisa Suresi 94. Ayet Meali

Ey İman Edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, iyice araştırın; size selam veren kimseye; dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen Mü'min değilsin." demeyin. Allah'ın yanında sayısız ganimetler vardır. Daha önce siz de öyleydiniz de Allah size iyilik yaptı. Öyleyse, iyice araştırın. Kuşkusuz, Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.

Nisa 4:94 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Ey İman Edenler!
Nisa 4:94
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِناًۚ تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۘ فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَث۪يرَةٌۜ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً • Ya eyyuhallezine amenu iza darabtum fi sebilillahi fe tebeyyenu ve la tekulu li men elka ileykumus selame leste mu'mina, tebtegune aradal hayatid dunya, fe indallahi meganimu kesirah. Kezalike kuntum min kablu fe mennallahu aleykum fe tebeyyenu. İnnallahe kane bima ta'melune habira. • Meal: Ey İman Edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman,[1] iyice araştırın;[2] size selam veren kimseye;[3] dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen Mü'min değilsin." demeyin. Allah'ın yanında sayısız ganimetler vardır. Daha önce siz de öyleydiniz de Allah size iyilik yaptı. Öyleyse, iyice araştırın. Kuşkusuz, Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır. • Dipnot 1: Emin oluncaya kadar. • Dipnot 2: Eman, eminlik/güven dileyene. Barış dileyene. • Dipnot 3: Savaşa çıktığınız zaman. • Kelime kelime: يَـٰٓأَيُّهَا ya eyyuha ey · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · ءَامَنُوٓا۟ amenu inanan(lar) · إِذَا iza zaman · ضَرَبْتُمْ derabtum savaşa çıktığınız · فِى fi · سَبِيلِ sebili yolunda · ٱللَّهِ llahi Allah · فَتَبَيَّنُوا۟ fetebeyyenu iyi anlayın, dinleyin · وَلَا ve la · تَقُولُوا۟ tekulu demeyin · لِمَنْ limen kimseye · أَلْقَىٰٓ elka veren · إِلَيْكُمُ ileykumu size · ٱلسَّلَـٰمَ s-selame selam · لَسْتَ leste sen değilsin · مُؤْمِنًۭا mu'minen mü'min · تَبْتَغُونَ tebtegune gözeterek · عَرَضَ arade geçici menfaatini · ٱلْحَيَوٰةِ l-hayati hayatının · ٱلدُّنْيَا d-dunya dünya · فَعِندَ feinde çünkü yanında · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · مَغَانِمُ meganimu ganimetler vardır · كَثِيرَةٌۭ ۚ kesiratun çok · كَذَٰلِكَ kezalike böyle idiniz · كُنتُم kuntum siz de · مِّن min · قَبْلُ kablu önceden · فَمَنَّ femenne lutfetti · ٱللَّهُ llahu Allah · عَلَيْكُمْ aleykum size · فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ fetebeyyenu o halde iyice anlayın · إِنَّ inne çünkü · ٱللَّهَ llahe Allah · كَانَ kane · بِمَا bima şeyleri · تَعْمَلُونَ tea'melune yaptıklarınız · خَبِيرًۭا habiran haber almaktadır • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • ضرب (Drb) kökü: İyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • لقي (lqy) kökü: Karşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek… • سلم (slm) kökü: barış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak • ليس (lys) kökü: Değil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir • بغي (bgy) kökü: Azgınlık etmek, haddi aşmak, zulmetmek, isyan etmek, haksızlık etmek, fahişelik yapmak, taşkınlık göstermek, kibirlenmek, talep etmek, istemek, aramak • عرض (ErD) kökü: Gerçekleşmek, olmak, teklif etmek, sunmak, göstermek, öne sürmek, önüne koymak, ipucu vermek, karşı gelmek, önermek, maruz bırakmak, (askerleri) gözden geçirmek, görüntülemek, hazırlamak. aruDa - geniş olmak… • حيي (Hyy) kökü: Yaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi… • دنو (dnw) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • غنم (gnm) kökü: Ele geçirme, elde etme, alma (genellikle ganimet veya yağma ile ilgili); zorluk çekmeden elde etme, zorluk çekmeden başarma, geri kazanma, bir araya toplanmış koyun veya keçiler, kalabalık sürü. • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • منن (mnn) kökü: Birine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • خبر (xbr) kökü: Bilmek/sahip olmak, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, bir şeyi iç veya gerçek durumuna göre bilmek, bilgilendirilmiş/tanıdık. • Nisa suresi 176 ayettir; bu 94. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).