Eğer Allah dileseydi kesinlikle onları bir tek ümmet yapardı. Ne var ki O hak eden kimseyi rahmetinin içine koyar. Zalimlere gelince, onların velisi ve yardımcısı yoktur.
Şura 42:8وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ • Ve lev şaallahu le cealehum ummeten vahıdeten ve lakin yudhilu men yeşau fi rahmetih, vez zalimune ma lehum min veliyyin ve la nasir. • Meal: Eğer Allah dileseydi[1] kesinlikle onları bir tek ümmet[2] yapardı. Ne var ki O hak eden[3] kimseyi rahmetinin içine koyar. Zalimlere gelince, onların velisi ve yardımcısı yoktur. • Dipnot 1: Hiç kimseye seçme hakkı tanımayarak, özgür irade sahibi yapmayarak; insanları, seçimlerinde özgür bırakmayarak, seçimi Kendisi yapsaydı. • Dipnot 2: Kelimesi kelimesine, "dilediğini." Dilediğini demek: "Hak edeni" demektir; Allah, "Dilediğime" demekle, kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı Ben veririm, demeyi kastetmektedir. Zira burada Allah'ın "dilemesi," İnsanın "dilemesine," "İnsanın seçimine" bağlı olarak gerçekleşmektedir. "Şae" kelimesinin ayetteki anlamı; "gayret göstereni, bir şey yapmak isteyeni" yani "bir şeyi dileyeni" anlamındadır. Seçim insana aittir ve belirleyici olan insanın "dilemesi"dir (Bkz. 10:108; 76:3). • Dipnot 3: Toplum, topluluk. İnsan soyu. Amaç ve inanç birliği, ortak değer yargılarına ve aynı uygarlığa sahip olan insanların topluluğu. Ümmetin diğer bir anlamı da "yol"dur. Bu yol, amaçlanmış amaç edinilmiş, hedef olarak belirlenmiş yoldur. Ayni tür canlı topluluklarına da ümmet denmektedir. Örneğin: kuşlar bir ümmettir (Bkz.6:38). • Kelime kelime: وَلَوْ velev ve şayet · شَآءَ şa'e dileseydi · ٱللَّهُ llahu Allah · لَجَعَلَهُمْ lecealehum onları yapardı · أُمَّةًۭ ummeten millet · وَٰحِدَةًۭ vahideten bir tek · وَلَـٰكِن velakin fakat · يُدْخِلُ yudhilu sokar · مَن men kimseyi · يَشَآءُ yeşa'u dilediği · فِى fi · رَحْمَتِهِۦ ۚ rahmetihi rahmetine · وَٱلظَّـٰلِمُونَ ve zzalimune zalimlere gelince · مَا ma yoktur · لَهُم lehum onların · مِّن min hiçbir · وَلِىٍّۢ veliyyin velisi · وَلَا ve la ve yoktur · نَصِيرٍ nesirin yardımcısı • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • امم (Amm) kökü: ammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı… • وحد (wHd) kökü: Bir olmak, yalnız, eşsiz, benzersiz olmak, alçakgönüllü kalmak, ayrı durmak, birliği vurgulamak. Waahidun - kardinal, bir sayısı, tek. Wahda - yalnız. • دخل (dxl) kökü: girmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak… • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • Şura suresi 53 ayettir; bu 8. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).