Böyle kimseler, kendilerine okunan Allah'ın ayetlerini duyduktan sonra, büyüklük taslayarak sanki hiç duymamış gibi davranır. Artık onu can yakıcı bir azapla haberdar et.
Casiye 45:8يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ • Yesmeu ayatillahi tutla aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma'ha, fe beşşirhu bi azabin elim. • Meal: Böyle kimseler, kendilerine okunan Allah'ın ayetlerini duyduktan sonra, büyüklük taslayarak sanki hiç duymamış gibi davranır. Artık onu can yakıcı bir azapla haberdar et. • Kelime kelime: يَسْمَعُ yesmeu o işitir · ءَايَـٰتِ ayati ayetlerinin · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · تُتْلَىٰ tutla okunduğunu · عَلَيْهِ aleyhi kendisine · ثُمَّ summe sonra · يُصِرُّ yusirru direnir · مُسْتَكْبِرًۭا mustekbiran büyüklük taslar · كَأَن keen sanki · لَّمْ lem · يَسْمَعْهَا ۖ yesmea'ha hiç onları işitmemiş · فَبَشِّرْهُ febeşşirhu onu müjdele · بِعَذَابٍ biazabin bir azab ile · أَلِيمٍۢ elimin acı • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • ايي (Ayy) kökü: İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder… • تلو (tlw) kökü: Takip etmek, arkasından yürümek, taklit etmek, peşinden gitmek, ardışık. Okumak, ezberden okumak, dikkatle incelemek, prova yapmak, beyan etmek, derin düşünmek. • صرر (Srr) kökü: Çözmek, sebat etmek, azimle devam etmek. Asarra (fiil 4) - inatçı olmak, inatla ısrar etmek. Asarruu - onlar ısrar ettiler. Sirrun - yoğun soğuk. Sarratin - inlemek, bağırıp çağırmak. • كبر (kbr) kökü: Sert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak… • بشر (b$r) kökü: müjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüş • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • الم (Alm) kökü: acı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmiş • Casiye suresi 37 ayettir; bu 8. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).