Kafirler, İman Edenler için: "Eğer Kur'an'da bir "hayır" olsaydı, onlar, bizden önce onu kabul etmiş olmazlardı." dediler. Kur'an'la doğru yolu bulmayı kendilerine yediremediklerinden, "Bu eski bir uydurmadır." diyeceklerdir.
Ahkaf 46:11وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْراً مَا سَبَقُونَٓا اِلَيْهِۜ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِه۪ فَسَيَقُولُونَ هٰذَٓا اِفْكٌ قَد۪يمٌ • Ve kalellezine keferu lillezine amenulev kane hayren ma sebekuna ileyh, ve iz lem yehtedu bihi fe seyekulune haza ifkun kadim. • Meal: Kafirler, İman Edenler için: "Eğer Kur'an'da bir "hayır"[1] olsaydı, onlar[2], bizden önce onu kabul etmiş olmazlardı.[3]" dediler. Kur'an'la doğru yolu bulmayı kendilerine yediremediklerinden, "Bu eski bir uydurmadır." diyeceklerdir. • Dipnot 1: Bizim ayak takımımız, kölelerimiz, basit halk tabakası, garibanlar. • Dipnot 2: Biz onlardan önce kabul ederdik. • Dipnot 3: İyi, yararlı bir şey. • Kelime kelime: وَقَالَ ve kale ve dedi(ler) · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · كَفَرُوا۟ keferu inkar eden(ler) · لِلَّذِينَ lillezine kimseler için · ءَامَنُوا۟ amenu inanan(lar) · لَوْ lev şayet · كَانَ kane olsaydı · خَيْرًۭا hayran iyi bir şey · مَّا ma · سَبَقُونَآ sebekuna bizi geçemezlerdi · إِلَيْهِ ۚ ileyhi ona (inanmada) · وَإِذْ ve iz zaman ise · لَمْ lem · يَهْتَدُوا۟ yehtedu hidayete ermedikleri · بِهِۦ bihi onunla · فَسَيَقُولُونَ feseyekulune diyeceklerdir ki · هَـٰذَآ haza bu · إِفْكٌۭ ifkun bir yalandır · قَدِيمٌۭ kadimun eski • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • خير (xyr) kökü: İyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak… • سبق (sbq) kökü: Geçmek, öne geçmek, önce gelmek, üstün gelmek, yarışta kazanmak, ileri geçmek, öncelik almak, hızlı gitmek, geride bırakmak • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • افك (Afk) kökü: Durumunu/tavrını değiştirmek, geri çevirmek/döndürmek, fikir/yargı değiştirmek/saptırmak, aldatmak, yalan/yanlış söylemek, devirmek, baştan çıkarmak. • قدم (qdm) kökü: Öne geçmek, ileri gelmek, bir topluluğa liderlik etmek. Qadima - gelmek, dönmek, geri dönmek, yönelmek, ilerlemek, üzerine gitmek, kendini vermek. Qadamun - liyakat, rütbe, öncelik, insan ayağı, ayak basma, temel… • Ahkaf suresi 35 ayettir; bu 11. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).