İtaat etmek ve ma'ruf söz söylemektir. Fakat iş kesinleşince Allah'a verdikleri sözde dursalardı elbette bu onlar için hayırlı olan olurdu.
Muhammed 47:21طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۚ • Taatun ve kavlun ma'ruf, fe iza azemel emr, fe lev sadekullahe le kane hayran lehum. • Meal: İtaat etmek ve ma'ruf[1] söz söylemektir. Fakat iş kesinleşince[2] Allah'a verdikleri sözde dursalardı elbette bu onlar için hayırlı olan olurdu. • Dipnot 1: Savaş işi. • Dipnot 2: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan söz. • Kelime kelime: طَاعَةٌۭ taatun ita'at etmektir · وَقَوْلٌۭ ve kavlun ve söylemektir · مَّعْرُوفٌۭ ۚ mea'rufun güzel · فَإِذَا fe iza zaman · عَزَمَ azeme azmedildiği · ٱلْأَمْرُ l-emru işe · فَلَوْ felev şayet · صَدَقُوا۟ sadeku sadık kalsalardı · ٱللَّهَ llahe Allah'a · لَكَانَ lekane elbette olurdu · خَيْرًۭا hayran daha iyi · لَّهُمْ lehum kendileri için • طوع (TwE) kökü: itaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak. • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • عرف (Erf) kökü: O bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen… • عزم (Ezm) kökü: Karar vermek, belirlemek, kararlaştırmak, önermek, bir kararı yerine getirmek, bir şeye gönülden bağlanmak, kesin karar. • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • صدق (Sdq) kökü: doğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • خير (xyr) kökü: İyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak… • Muhammed suresi 38 ayettir; bu 21. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).