Akıl Kuran (akilkuran.com)

Maide Suresi 20. Ayet Meali

Hani Musa, halkına: "Ey halkım! Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın. Hani O, içinizden Nebiler seçti; sizi melikler yaptı ve alemlerden hiç kimseye vermediği birçok şeyi size verdi." dedi.

Maide 5:20 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Hani Musa, halkına: "Ey halkım!
Maide 5:20
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكاًۗ وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ • Ve iz kale musa li kavmihi ya kavmizkuru ni'metallahi aleykum iz ceale fikum enbiyae ve cealekum muluk, ve atakum ma lem yu'ti ehaden minel alemin. • Meal: Hani Musa, halkına: "Ey halkım! Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın. Hani O, içinizden Nebiler seçti; sizi melikler[1] yaptı ve alemlerden hiç kimseye vermediği birçok şeyi size verdi." dedi. • Dipnot 1: Güç ve egemenlik sahibi. Özgür olma. • Kelime kelime: وَإِذْ ve iz ve hani · قَالَ kale demişti · مُوسَىٰ musa Musa · لِقَوْمِهِۦ likavmihi kavmine · يَـٰقَوْمِ ya kavmi kavmim · ٱذْكُرُوا۟ zkuru hatırlayın · نِعْمَةَ nia'mete ni'metini · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · عَلَيْكُمْ aleykum size olan · إِذْ iz zira (O) · جَعَلَ ceale var etti · فِيكُمْ fikum aranızda · أَنۢبِيَآءَ enbiya'e nebiler · وَجَعَلَكُم ve cealekum ve sizi yaptı · مُّلُوكًۭا muluken krallar · وَءَاتَىٰكُم ve atakum ve size verdi · مَّا ma şeyleri · لَمْ lem · يُؤْتِ yu'ti vermediği · أَحَدًۭا ehaden hiç kimseye · مِّنَ mine · ٱلْعَـٰلَمِينَ l-aalemine dünyalarda • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • ذكر (pkr) kökü: hatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha… • نعم (nEm) kökü: Rahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf… • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • احد (AHd) kökü: Bir yapmak/saymak, birlik, herhangi biri/herhangi bir şey. • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • Maide suresi 120 ayettir; bu 20. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).