"Onlar, oradan kırk yıl yoksun kalacaklar." dedi. "Onlar, o yerde şaşkınlık içinde dolaşacaklar. Artık fasık olan halkın durumuna üzülme."
Maide 5:26قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟ • Kale fe inneha muharremetun aleyhim erbaine senet, yetihune fil ardı fe la te'se alel kavmil fasikin. • Meal: "Onlar, oradan kırk yıl[1] yoksun kalacaklar." dedi. "Onlar, o yerde şaşkınlık içinde dolaşacaklar. Artık fasık olan halkın durumuna üzülme." • Dipnot 1: Bu sayı çokluk ifade etmektedir: Yıllarca, uzun zaman anlamındadır. Kırk sayısı Yahudi kültüründe sembolik anlam taşımaktadır. • Kelime kelime: قَالَ kale (Allah) buyurdu ki · فَإِنَّهَا feinneha şüphesiz orası · مُحَرَّمَةٌ muharrametun yasaklandı · عَلَيْهِمْ ۛ aleyhim onlara · أَرْبَعِينَ erbeiyne kırk · سَنَةًۭ ۛ seneten yıl · يَتِيهُونَ yetihune şaşkın şaşkın dolaşacaklar · فِى fi · ٱلْأَرْضِ ۚ l-erdi o yerde · فَلَا fela · تَأْسَ te'se sen üzülme · عَلَى ala üzerine · ٱلْقَوْمِ l-kavmi toplum · ٱلْفَـٰسِقِينَ l-fasikine yoldan çıkmış • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • حرم (Hrm) kökü: Yasaklamak, engellemek, önlemek, yasadışı ilan etmek veya yapmak, mahrum bırakmak, kutsal/dokunulmaz/saygı veya hürmet veya onura layık olmak, bir şeyi reddetmek veya inkar etmek, birini umutsuzluğa sürüklemek, refahtan… • ربع (rbE) kökü: Dört, dördüncü, çeyrek, kırk • سنو (snw) kökü: Yıl, ışık, parlaklık, yükseklik, yücelik, görkemlilik • تيه (tyh) kökü: Dikkat dağıtıcı şekilde dolaşmak, şaşkın şaşkın dolaşmak, sapmak, yolunu kaybetmek, kafası karışmak, doğru yolu kaçırmak, kaybolmak, ihmal etmek, aklı karışmak/düzensiz ve karmaşık hale gelmek, kendini yüceltmek… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • اسو (Asw) kökü: Herhangi birini taklit etmek. Örnek, taklit, rahatlama, teselli, kalıp, örnek alınmaya değer model. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • فسق (fsq) kökü: İtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak. • Maide suresi 120 ayettir; bu 26. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).