Onlara, iki adem oğlunun gerçek öyküsünü anlat: İkisi de birer sunu sundular. Birisininki kabul olundu, diğerininki ise kabul olunmadı. Dedi ki: "Yemin olsun seni öldüreceğim." Dedi ki: "Allah, yalnız takva sahiplerinden kabul eder."
Maide 5:27وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَاناً فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ • Vetlu aleyhim nebeebney ademe bil hakkı iz karreba kurbanen fe tukubbile min ehadihima ve lem yutekabbel minel ahar kale le aktulennek kale innema yetekabbelullahu minel muttekin. • Meal: Onlara, iki adem oğlunun[1] gerçek öyküsünü anlat: İkisi de birer sunu[2] sundular. Birisininki kabul olundu, diğerininki ise kabul olunmadı. Dedi ki: "Yemin olsun seni öldüreceğim." Dedi ki: "Allah, yalnız takva sahiplerinden kabul eder." • Dipnot 1: Allah'a yaklaşmayı, yakın Adem'in olmayı sağlamak için. • Dipnot 2: "İbney Ademe" belirtisiz isim tamlaması olarak "Adem'in iki oğlu" anlamında değil, "iki adem oğlu" demektir. Bu iki adem oğlu, yaygın ve kabul gören anlayışın aksine Nebi in iki oğlu olduğu rivayet edilen Habil ve Kabil değil, iki insan oğlu anlamındadır. • Kelime kelime: وَٱتْلُ vetlu oku · عَلَيْهِمْ aleyhim onlara · نَبَأَ nebee haberini · ٱبْنَىْ bney iki oğlunun · ءَادَمَ ademe Adem · بِٱلْحَقِّ bil-hakki gerçek olarak · إِذْ iz hani · قَرَّبَا karraba sunmuşlardı · قُرْبَانًۭا kurbanen birer kurban · فَتُقُبِّلَ fe tukubbile kabul edilmiş · مِنْ min · أَحَدِهِمَا ehadihima birinden · وَلَمْ velem · يُتَقَبَّلْ yutekabbel kabul edilmemişti · مِنَ mine · ٱلْـَٔاخَرِ l-ahari ötekinden · قَالَ kale demişti · لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ leektulenneke seni öldüreceğim · قَالَ kale dedi · إِنَّمَا innema sadece · يَتَقَبَّلُ yetekabbelu kabul eder · ٱللَّهُ llahu Allah · مِنَ mine · ٱلْمُتَّقِينَ l-muttekine korunanlardan • تلو (tlw) kökü: Takip etmek, arkasından yürümek, taklit etmek, peşinden gitmek, ardışık. Okumak, ezberden okumak, dikkatle incelemek, prova yapmak, beyan etmek, derin düşünmek. • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • حقق (Hqq) kökü: Adaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca… • قرب (qrb) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a… • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • احد (AHd) kökü: Bir yapmak/saymak, birlik, herhangi biri/herhangi bir şey. • اخر (Axr) kökü: geri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısım • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • Maide suresi 120 ayettir; bu 27. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).