Sana, kendilerine neyin helal olduğunu soruyorlar. De ki: "Temiz ve iyi olanlar, size helal kılındı. Ve Allah'ın size verdiği bilgi ile eğittiğiniz eğitimli av hayvanlarının yakaladıklarını yiyin. Ve Allah'ın adını onun üzerine anın. Allah'a karşı takvalı olun. Kuşkusuz, Allah, Hesabı Çok Çabuk Gören'dir."
Maide 5:4يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ • Yes'eluneke ma za uhılle lehum kul uhılle lekumut tayyibatu ve ma allemtum minel cevarihi mukellibine tuallimunehunne mimma allemekumullahu fe kulu mimma emsekne aleykum vezkurusmellahi aleyhi vettekullah innallahe seriul hısab. • Meal: Sana, kendilerine neyin helal olduğunu soruyorlar. De ki: "Temiz ve iyi olanlar, size helal kılındı. Ve Allah'ın size verdiği bilgi ile eğittiğiniz eğitimli av hayvanlarının yakaladıklarını yiyin. Ve Allah'ın adını onun[1] üzerine anın. Allah'a karşı takvalı olun. Kuşkusuz, Allah, Hesabı Çok Çabuk Gören'dir." • Dipnot 1: Eğitimli av hayvanının yakaladığı şeyi keserken veya yerken. • Kelime kelime: يَسْـَٔلُونَكَ yeseluneke sana soruyarlar · مَاذَآ maza neyin · أُحِلَّ uhille helal kılındığını · لَهُمْ ۖ lehum kendilerine · قُلْ kul de ki · أُحِلَّ uhille helal kılındı · لَكُمُ lekumu size · ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ t-tayyibatu iyi ve temiz şeyler · وَمَا ve ma · عَلَّمْتُم allemtum yetiştirdiğiniz · مِّنَ mine · ٱلْجَوَارِحِ l-cevarihi hayvanların · مُكَلِّبِينَ mukellibine avcı · تُعَلِّمُونَهُنَّ tuallimunehunne öğreterek · مِمَّا mimma · عَلَّمَكُمُ allemekumu size öğrettiğinden · ٱللَّهُ ۖ llahu Allah'ın · فَكُلُوا۟ fekulu yeyin · مِمَّآ mimma şeylerden · أَمْسَكْنَ emsekne tuttukları · عَلَيْكُمْ aleykum sizin için · وَٱذْكُرُوا۟ vezkuru ve anın · ٱسْمَ isme adını · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · عَلَيْهِ ۖ aleyhi üzerine · وَٱتَّقُوا۟ vetteku korkun · ٱللَّهَ ۚ llahe Allah'tan · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · سَرِيعُ seriu çabuk görendir · ٱلْحِسَابِ l-hisabi hesabı • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • حلل (Hll) kökü: Çözmek/açmak (düğüm), affetmek (günah), çözmek (zorluk/problem/bilmece), çözmek, affetmek, eritmek/sıvılaştırmak. Bir şeyi analiz etmek. Bir yerde ikamet etmek/konaklamak/yerleşmek, bir yer almak veya işgal etmek… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • طيب (Tyb) kökü: İyi, hoş, uygun, yasal olmak. tibna - kadınların kendi özgür iradeleriyle ve size karşı iyi olmaları. tuuba - neşe, mutluluk, imrenilecek bir mutluluk hali. tayyib - iyi/temiz/sağlıklı/nazik/mükemmel/adil/yasal. • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • جرح (jrH) kökü: Birini yaralamak, kesmek, aşağılamak veya kötülemek, birine kusur veya hata yüklemek, birine karşı konuşmak, birinin ifadesini reddetmek ve eleştirmek, kazanmak/elde etmek/hak etmek, almak veya edinmek, işlemek. • كلب (klb) kökü: Köpek, havlamak. • اكل (Akl) kökü: yiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekler • مسك (msk) kökü: Tutmak, alıkoymak, sürdürmek, inatçı veya cimri olmak, bir şeyi sıkıca tutmak, bir şeyi durdurmak, bir kişiyi kısıtlamak/alıkoymak/hapsetmek, bir şeyden kendini alıkoymak veya uzak durmak, bir şeyi… • ذكر (pkr) kökü: hatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • سرع (srE) kökü: Hızlı olmak, çabuk olmak, acele etmek, süratli olmak, koşmak, seri olmak, çabukluk göstermek, ivedi davranmak • حسب (Hsb) kökü: Düşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu… • Maide suresi 120 ayettir; bu 4. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).