Yeryüzünde hareket eden hiçbir dabbeh ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz, Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi de Rabb'lerinin huzurunda toplanacaklardır.
Enam 6:38وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا طَٓائِرٍ يَط۪يرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْۜ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ • Ve ma min dabbetin fil ardı ve la tairin yatiru bi cenahayhi illa umemun emsalukum, ma farratna fil kitabi min şey'in summe ila rabbihim yuhşerun. • Meal: Yeryüzünde hareket eden hiçbir dabbeh[1] ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler[2] olmasın. Biz, Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.[3] Sonunda hepsi de Rabb'lerinin huzurunda toplanacaklardır. • Dipnot 1: Yerin yüzeyinde hareket yeteneğine sahip her türlü canlı. • Dipnot 2: Topluluk. • Dipnot 3: Yaratılan her varlık, "Sunettullah'a/Allah'ın koyduğu yasalara" uygun yaratılmış olup, o yasalara göre varlıklarını sürdürmektedir. • Kelime kelime: وَمَا ve ma yoktur ki · مِن min hiçbir · دَآبَّةٍۢ dabbetin yürüyen hayvan · فِى fi -nde · ٱلْأَرْضِ l-erdi yeryüzü- · وَلَا ve la ve hiçbir · طَـٰٓئِرٍۢ tairin kuş · يَطِيرُ yetiru uçan · بِجَنَاحَيْهِ bicenahayhi iki kanadiyle · إِلَّآ illa olmasınlar · أُمَمٌ umemun birer ümmet · أَمْثَالُكُم ۚ emsalukum sizin gibi · مَّا ma · فَرَّطْنَا ferratna biz eksik bırakmamışızdır · فِى fi · ٱلْكِتَـٰبِ l-kitabi Kitapta · مِن min hiçbir · شَىْءٍۢ ۚ şey'in şeyi · ثُمَّ summe sonra · إِلَىٰ ila -(nin huzuru)na · رَبِّهِمْ rabbihim Rableri- · يُحْشَرُونَ yuhşerune toplanacaklardır • دبب (dbb) kökü: yavaşça gitmek, sürünmek/emeklemek/yürümek, vurmak, sona ermek, akmak, atmak • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • طير (Tyr) kökü: Uçmak, acele etmek, öncü olmak, sevmek, bağlanmak, ünlü olmak, düşünmek/tasarlamak, dağılmak/saçılmak, şans • جنح (jnH) kökü: Yan, eğilmek, meyletmek, bükülmek, çömelmek. • امم (Amm) kökü: ammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı… • مثل (mvl) kökü: Dik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya… • فرط (frT) kökü: Önceden gelmek, ihmal etmek, ihmalkâr olmak, atlamak, aşırı olmak, terk etmek, aceleci veya haksız davranmak, yetersiz kalmak, sınırları aşmak, müsrif/aşırı olmak, adaletsizlik, başkalarını geçmek. mufratun - önceden… • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • حشر (H$r) kökü: Toplanmak/bir araya gelmek/bir araya getirmek, ölüleri diriltmek, sürgün etmek, bir yerden başka bir yere sürmek, bir şeyi ince veya narin ya da küçük yapmak, bir şeyi keskin ve sivri yapmak (örneğin mızrak ucu ve… • Enam suresi 165 ayettir; bu 38. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).