Ayetlerimizi yalanlayan kimseler, karanlıklar içinde kalmış, sağırlar ve dilsizlerdir. Allah hak edeni saptırır hak edeni de dosdoğru yola iletir.
Enam 6:39وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِۜ مَنْ يَشَأِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُۜ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ • Vellezine kezzebu bi ayatina summun ve bukmun fiz zulumat, men yeşaillahu yudlilhu, ve men yeşe' yec'alhu ala sıratın mustakim. • Meal: Ayetlerimizi yalanlayan kimseler, karanlıklar[1] içinde kalmış, sağırlar ve dilsizlerdir. Allah hak edeni saptırır[2] hak edeni[2] de dosdoğru yola iletir. • Dipnot 1: Kelimesi kelimesine, dilediğini. "Dilediğini demek: Hak edeni demektir; Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir, demektir. Allah, "dilediğimi" demekle," kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı Ben veririm, demeyi kastetmektedir. Zira burada Allah'ın "dilemesi" insanın "dilemesine", "insanın seçimine" bağlı olarak gerçekleşmektedir. Dilemek anlamına gelen "Şae" kelimesinin ayetteki anlamı; "gayret göstereni, bir şey yapmak isteyeni" yani "bir şeyi dileyeni" anlamındadır. Seçim insana aittir ve belirleyici olan insanın "dilemesi"dir (Bkz. 76:3). • Dipnot 2: Küfür, şirk, nifak… • Kelime kelime: وَٱلَّذِينَ vellezine kimseler · كَذَّبُوا۟ kezzebu yalanlayan(lar) · بِـَٔايَـٰتِنَا biayatina bizim ayetlerimizi · صُمٌّۭ summun sağırdırlar · وَبُكْمٌۭ ve bukmun ve dilsizdirler · فِى fi içinde · ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ z-zulumati karanlıklar · مَن men kimseyi · يَشَإِ yeşei dilediği · ٱللَّهُ llahu Allah · يُضْلِلْهُ yudlilhu şaşırtır · وَمَن ve men ve kimseyi de · يَشَأْ yeşe' dilediği · يَجْعَلْهُ yec'alhu koyar · عَلَىٰ ala üzerine · صِرَٰطٍۢ siratin yol · مُّسْتَقِيمٍۢ mustekimin doğru • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • ايي (Ayy) kökü: İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder… • صمم (Smm) kökü: sağır olmak, bir şişeyi tıkamak, bir kapağı kapatmak, (kulak deliğinin) tıkanmış olması • بكم (bkm) kökü: aptal (doğal yapı ya da kendisini ifade edecek kelime bulamama nedeniyle), cevap verecek anlayışa sahip olmama, konuşma yeteneği olsa da iyi cümle kuramama, konuşmayı kasıtlı ya da bilgisizlikten dolayı kesme, konuşması… • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • صرط (SrT) kökü: Düz, yeteri kadar geniş ve zorluk çekilmeden yürünebilen bir patika/yol. Bir yol/güzergah/patika, uzun kılıç. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • Enam suresi 165 ayettir; bu 39. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).