Bir kısım insanlar, ticaret ve eğlence görünce, seni bırakarak ona yönelip gittiler. De ki: "Allah'ın katında olanlar, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Cuma 62:11وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْواًۨ انْفَضُّٓوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَٓائِماًۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ • Ve iza reev ticareten ev lehveninfaddu ileyha ve terekuke kaima, kul ma indallahi hayrun minel lehvi ve minet ticareh, vallahu hayrur razıkin. • Meal: Bir kısım insanlar, ticaret ve eğlence görünce, seni bırakarak ona yönelip gittiler. De ki: "Allah'ın katında olanlar, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." • Kelime kelime: وَإِذَا ve iza zaman · رَأَوْا۟ raev gördükleri · تِجَـٰرَةً ticaraten bir ticaret · أَوْ ev veya · لَهْوًا lehven eğlence · ٱنفَضُّوٓا۟ nfeddu dağılıp · إِلَيْهَا ileyha ona giderler · وَتَرَكُوكَ ve terakuke ve seni bırakırlar · قَآئِمًۭا ۚ kaimen ayakta · قُلْ kul de ki · مَا ma bulunan · عِندَ inde yanında · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · خَيْرٌۭ hayrun hayırlıdır · مِّنَ mine -den · ٱللَّهْوِ llahvi eğlence- · وَمِنَ ve mine ve · ٱلتِّجَـٰرَةِ ۚ t-ticarati ticaretten · وَٱللَّهُ vallahu ve Allah · خَيْرُ hayru en hayırlısıdır · ٱلرَّٰزِقِينَ r-razikine rızık verenlerin • راي (rAy) kökü: görmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir)… • تجر (tjr) kökü: ticaret yapmak/mal alıp satmak, ticaret, ticaret işi, alınıp satılmış, işletilmiş mülk kazanç amacıyla • لهو (lhw) kökü: Ondan uzaklaşarak unutmak, Meşgul etmek, kandırmak, dikkatini dağıtmak, spor/oyun/eğlence, yolunu değiştirmek, sapma, unutmak, keyif/neşe vermek, uzaklaşmak, fırlatılan şey, dikkatsiz/umursamaz • فضض (fDD) kökü: Kırmak/delmek/yok etmek, ayırmak/dağıtmak/saçmak/dağıtmak, parçalamak, gümüş, geniş/bol/büyük/cömert yapmak, dağınık haldeki az sayıda insan, felaket/talihsizlik • ترك (trk) kökü: Terk etmek, bırakmak, vazgeçmek, feragat etmek, ihmal etmek, atlamak, birine bir şey bırakmak. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • خير (xyr) kökü: İyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak… • رزق (rzq) kökü: sağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden. • Cuma suresi 11 ayettir; bu 11. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).