Ve Allah, ona ummadığı yerden rızık verir. Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Kuşkusuz Allah, buyruğunu yerine getirir. Allah, her şey için bir ölçü belirlemiştir.
Talak 65:3وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً • Ve yerzukhu min haysu la yahtesib, ve men yetevekkel alallahi fe huve hasbuh, innallahe baligu emrih, kad cealallahu li kulli şey'in kadra. • Meal: Ve Allah, ona ummadığı yerden rızık verir. Kim Allah'a tevekkül[1] ederse, O, ona yeter. Kuşkusuz Allah, buyruğunu yerine getirir. Allah, her şey için bir ölçü belirlemiştir. • Dipnot 1: Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; kendi payına düşen her şeyi yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak. • Kelime kelime: وَيَرْزُقْهُ ve yerzukhu ve onu rızıklandırır · مِنْ min · حَيْثُ haysu yerden · لَا la · يَحْتَسِبُ ۚ yehtesibu ummadığı · وَمَن ve men ve kim · يَتَوَكَّلْ yetevekkel dayanırsa · عَلَى ala · ٱللَّهِ llahi Allah'a · فَهُوَ fehuve O · حَسْبُهُۥٓ ۚ hasbuhu ona yeter · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · بَـٰلِغُ baligu yerine getirendir · أَمْرِهِۦ ۚ emrihi buyruğunu · قَدْ kad elbette · جَعَلَ ceale koymuştur · ٱللَّهُ llahu Allah · لِكُلِّ likulli için · شَىْءٍۢ şey'in herşey · قَدْرًۭا kadran bir ölçü • رزق (rzq) kökü: sağlamak, vermek, bahşetmek, lütfetmek, geçim kaynağı. turzaqan - ikisine de rızk/bahşiş verilecek. rizq - nimet, bağış, pay. raziq - sağlayan, veren. razzaq - büyük sağlayıcı/bahşeden. • حيث (Hyv) kökü: Her yerde, nerede • حسب (Hsb) kökü: Düşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu… • وكل (wkl) kökü: Güvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak. • بلغ (blg) kökü: Ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmak • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • قدر (qdr) kökü: ölçmek/kararlaştırmak/belirlemek/sınırlamak/daraltmak, güce sahip olmak, muktedir olmak, bir ölçü, araç, yetenek, bir süre/karar, kader, yazgı, ölçülü, kararlaştırılmış • Talak suresi 12 ayettir; bu 3. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).