Allah, iman eden kimselere, Firavun'un hanımını örnek verdi. Hani o, "Rabb'im! Katında, benim için Cennet'te bir ev yap. Beni Firavun ve yaptıklarından kurtar. Ve zalimler topluluğundan beni kurtar." demişti.
Tahrim 66:11وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ • Ve dareballahu meselen lillezine amenumreete fir'avn, iz kalet rabbibni li indeke beyten fil cenneti ve neccini min fir'avne ve amelihi ve neccini minel kavmiz zalimin. • Meal: Allah, iman eden kimselere, Firavun'un hanımını örnek verdi. Hani o, "Rabb'im! Katında, benim için Cennet'te bir ev yap. Beni Firavun ve yaptıklarından kurtar. Ve zalimler topluluğundan beni kurtar." demişti. • Kelime kelime: وَضَرَبَ ve derabe ve anlattı · ٱللَّهُ llahu Allah · مَثَلًۭا meselen misal ile · لِّلَّذِينَ lillezine hakkında · ءَامَنُوا۟ amenu inananlar · ٱمْرَأَتَ mraete karısını · فِرْعَوْنَ fir'avne Fir’avn’ın · إِذْ iz hani · قَالَتْ kalet demişti · رَبِّ rabbi Rabbim · ٱبْنِ bni yap · لِى li bana · عِندَكَ indeke katında · بَيْتًۭا beyten bir ev · فِى fi içinde · ٱلْجَنَّةِ l-cenneti cennetin · وَنَجِّنِى ve neccini ve beni kurtar · مِن min -dan · فِرْعَوْنَ fir'avne Fir’avn- · وَعَمَلِهِۦ ve amelihi ve onun (kötü) işinden · وَنَجِّنِى ve neccini ve beni kurtar · مِنَ mine -ndan · ٱلْقَوْمِ l-kavmi topluluğu- · ٱلظَّـٰلِمِينَ z-zalimine zalimler • ضرب (Drb) kökü: İyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek… • مثل (mvl) kökü: Dik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • مرا (mrA) kökü: Acı olmak, sıkıntılı olmak, zorlamak, tartışmak, münakaşa etmek, şüphe etmek, süt sağmak, geçmek, yürümek, sıvazlamak, kadın • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • بيت (byt) kökü: Ev, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • نجو (njw) kökü: Kurtarılmak, teslim edilmek, kurtulmak, kaçmak, özgür kalmak. Fısıldamak (bir sır), sır vermek. • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • Tahrim suresi 12 ayettir; bu 11. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).