De ki: "O, Rahmeti Kesintisiz Olan'dır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz."
Mülk 67:29قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِه۪ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَاۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ • Kul huver rahmanu amenna bihi ve aleyhi tevekkelna, fe se ta'lemune men huve fi dalalin mubin. • Meal: De ki: "O, Rahmeti Kesintisiz Olan'dır. O'na iman[1] ettik ve O'na tevekkül[2] ettik. Artık kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz." • Dipnot 1: İman; güvenli olmak, emin olmak, onaylamak, gönülden benimsemek, korku ve endişeden emin kılmak, güven vermek demektir. İman, bilginin, bilimin konusu değildir, aklın ve kalbin konusudur. İman dogma değildir, akletmeden, sorgulamadan, emin olunmadan, kanıt aramaksızın, inanmaya iman denemez. İman etmek; emin olmayı, emin olmak bilmeyi, bilmek aklı gerektirir. Kendi aklı ile iman etmeyenin, kendi aklı ile inkar edenden farkı yoktur. İman eden kimseye Mü'min denir. • Dipnot 2: Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; her türlü hazırlığı yapıp, yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak. • Kelime kelime: قُلْ kul de ki · هُوَ huve O · ٱلرَّحْمَـٰنُ r-rahmanu çok merhametlidir · ءَامَنَّا amenna inanmışşızdır · بِهِۦ bihi O'na · وَعَلَيْهِ ve aleyhi ve O'na · تَوَكَّلْنَا ۖ tevekkelna dayanmışızdır · فَسَتَعْلَمُونَ fesetea'lemune yakında bileceksiniz · مَنْ men kimdir · هُوَ huve O · فِى fi içinde olan · ضَلَـٰلٍۢ delalin bir sapıklık · مُّبِينٍۢ mubinin apaçık • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • وكل (wkl) kökü: Güvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak. • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • Mülk suresi 30 ayettir; bu 29. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).