Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Daha önce arşı su üzerindeydi. Sizi yaratması, hanginizin iyi şeyler yapacağını sınav yapmak içindir. Eğer Kafirlere: "Gerçekten siz, öldükten sonra diriltilecekseniz." desen, "Bu ancak apaçık bir büyüdür." diyecekler.
Hud 11:7وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ • Ve huvellezi halakas semavati vel arda fi sitteti eyyamin ve kane arşuhu alel mai li yebluvekum eyyukum ahsenu amela, ve le in kulte innekum meb'usune min ba'dil mevti le yekulennellezine keferu in haza illa sihrun mubin. • Meal: Gökleri ve yeri altı günde[1] yaratan O'dur. Daha önce arşı[2] su üzerindeydi. Sizi yaratması, hanginizin iyi şeyler yapacağını sınav yapmak içindir. Eğer Kafirlere: "Gerçekten siz, öldükten sonra diriltilecekseniz." desen, "Bu ancak apaçık bir büyüdür." diyecekler. • Dipnot 1: Arş; mutlak egemenlik, iktidar, yönetim, taht ve güç makamı. • Dipnot 2: Altı evrede, altı aşamada. • Kelime kelime: وَهُوَ ve huve ve O'dur · ٱلَّذِى llezi · خَلَقَ haleka yaratan · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati gökleri · وَٱلْأَرْضَ vel'erde ve yeri · فِى fi içinde · سِتَّةِ sitteti altı · أَيَّامٍۢ eyyamin gün · وَكَانَ ve kane iken · عَرْشُهُۥ arşuhu O'nun Arş'ı · عَلَى ala üzerinde · ٱلْمَآءِ l-mai su · لِيَبْلُوَكُمْ liyebluvekum sizi denemek için · أَيُّكُمْ eyyukum hanginizin · أَحْسَنُ ehsenu daha güzel (olduğunu) · عَمَلًۭا ۗ amelen amelinin · وَلَئِن velein ve şayet · قُلْتَ kulte onlara dersen · إِنَّكُم innekum şüphesiz siz · مَّبْعُوثُونَ meb'usune diriltileceksiniz · مِنۢ min · بَعْدِ bea'di sonra · ٱلْمَوْتِ l-mevti ölümden · لَيَقُولَنَّ leyekulenne hemen derler · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · كَفَرُوٓا۟ keferu inkar eden(ler) · إِنْ in değildir · هَـٰذَآ haza bu · إِلَّا illa başka · سِحْرٌۭ sihrun bir sihirden · مُّبِينٌۭ mubinun apaçık • خلق (xlq) kökü: Bir şeyi ölçmek veya oranlamak, uygun ölçüye göre şekillendirmek veya yapmak, belirli bir ölçüye göre varlığa getirmek, tasarladığı bir kalıp veya modele göre ortaya çıkarmak, yokluktan varlığa getirmek (hiçten… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • ستت (stt) kökü: Altı (6) • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • عرش (Er$) kökü: İnşa etmek/yapmak, üzüm-şarap için çardak yapmak, asma çubuğu yapmak, çatı yapmak, (ev veya yapı) yükseltmek, yerleşmek. Arş - taht, çardak, köşk, çatı, güç, hâkimiyet, egemenlik. • موه (mwh) kökü: su, yağmur • بلو (blw) kökü: Denemek, test etmek, sınamak, imtihan etmek • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • بعث (bEv) kökü: Göndermek, yollamak, diriltmek, uyandırmak, yeniden canlandırmak, harekete geçirmek, tahrik etmek, yola çıkarmak, yola koymak, dirilmek, uyanmak, ayaklanmak, gönderilmek • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • موت (mwt) kökü: Ölmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • سحر (sHr) kökü: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek, aldatmak, göz boyamak, hipnotize etmek, etkilemek, baştan çıkarmak, kandırmak, şafak vakti, tan vakti, seher vakti • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • Hud suresi 123 ayettir; bu 7. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).