Akıl Kuran (akilkuran.com)

Yusuf Suresi 102. Ayet Meali

İşte bu sana vahiyle bildirdiğimiz; gaybi haberlerdendir. Yusuf'un kardeşleri bir araya gelip, tuzak kurmak için plan yaparlarken sen yanlarında değildin.

Yusuf 12:102 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. İşte bu sana vahiyle bildirdiğimiz; gaybi haberlerdendir.
Yusuf 12:102
ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ • Zalike min enbail gaybi nuhihi ileyk, ve ma kunte ledeyhim iz ecmau emrehum ve hum yemkurun. • Meal: İşte bu sana vahiyle bildirdiğimiz; gaybi[1] haberlerdendir. Yusuf'un kardeşleri bir araya gelip, tuzak kurmak için plan yaparlarken sen yanlarında değildin. • Dipnot 1: Bilmediğin. • Kelime kelime: ذَٰلِكَ zalike bu · مِنْ min · أَنۢبَآءِ enba'i haberlerindendir · ٱلْغَيْبِ l-gaybi gayb · نُوحِيهِ nuhihi vahyettiğimiz · إِلَيْكَ ۖ ileyke sana · وَمَا ve ma değildin · كُنتَ kunte sen · لَدَيْهِمْ ledeyhim onların yanında · إِذْ iz zaman · أَجْمَعُوٓا۟ ecmeu toplandıkları · أَمْرَهُمْ emrahum yapacakları işleri için · وَهُمْ vehum ve onlar · يَمْكُرُونَ yemkurune tuzak kurarlarken • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • غيب (gyb) kökü: uzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişi • وحي (wHy) kökü: İşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • جمع (jmE) kökü: Toplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi]… • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • مكر (mkr) kökü: Aldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak. • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 102. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).