"Ey Rabb'im! Zindan bana, bunların istedikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden savmazsan, onlara kanıp cahillerden olurum." dedi.
Yusuf 12:33قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ • Kale rabbis sicnu ehabbu ileyye mimma yed'uneni ileyh, ve illa tasrif anni keydehunne asbu ileyhinne ve ekun minel cahilin. • Meal: "Ey Rabb'im! Zindan bana, bunların istedikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden savmazsan, onlara kanıp cahillerden olurum." dedi. • Kelime kelime: قَالَ kale (Yusuf) dedi ki · رَبِّ rabbi Rabbim · ٱلسِّجْنُ s-sicnu zindan · أَحَبُّ ehabbu daha iyidir · إِلَىَّ ileyye bana göre · مِمَّا mimma şeyden · يَدْعُونَنِىٓ yed'uneni beni çağırdığı · إِلَيْهِ ۖ ileyhi bunların · وَإِلَّا ve illa ve eğer · تَصْرِفْ tesrif savmazsan · عَنِّى anni benden · كَيْدَهُنَّ keydehunne onların hilelerini · أَصْبُ esbu kayarım · إِلَيْهِنَّ ileyhinne onlara · وَأَكُن ve ekun ve olurum · مِّنَ mine · ٱلْجَـٰهِلِينَ l-cahiline cahillerden • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • سجن (sjn) kökü: Hapsetmek, zindana atmak, hapse tıkmak, tutuklamak, mahpus etmek • حبب (Hbb) kökü: Sevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • صرف (Srf) kökü: Çevirmek, saptırmak, önlemek, öne sürmek, ortaya koymak, değiştirmek. sarfun - önleme eylemi. masrifun - sığınılacak yer, sığınak. masruufun - saptırılmış. sarrafa (fiil 2) - açıklamak. tasrif - (rüzgarın) değişimi… • كيد (kyd) kökü: Üzere olmak, tam noktasında olmak, neredeyse olmak, niyet etmek, dilemek, hileli bir düzen uygulamak, arzu etmek, bir şey planlamak/düzenlemek/tasarlamak, bir şey üzerinde çalışmak veya emek vermek, bir şeyi gizlice… • صبو (Sbw) kökü: Çocukluğa meyletmek, gençliğe özenmek, aşık olmak, tutulmak, yönelmek, eğilmek, özlem duymak, meyletmek, çocukça davranmak, sabiilik dinine mensup olmak • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • جهل (jhl) kökü: Cahil olmak, bir şeyden haberdar olmamak, aptal veya akılsız olmak, şiddetle kaynamak, cahillik taklidi yapmak, bilmezlikten gelmek, birini hesaba katmak veya değer vermek, kargaşa veya istikrarsızlık yaratmak, yanlış… • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 33. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).