"Saldırıya uğrayıp çaresiz kalmadıkça, kesinlikle onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." dedi. Onlar, söz verince: "Allah söylediklerimize vekildir." dedi.
Yusuf 12:66قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقاً مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّن۪ي بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْۚ فَلَمَّٓا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ • Kale len ursilehu meakum hatta tu'tuni mevsikan minallahi le te'tunneni bihi illa en yuhata bikum, fe lemma atevhu mevsikahum kalallahu ala ma nekulu vekil. • Meal: "Saldırıya uğrayıp çaresiz kalmadıkça, kesinlikle onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." dedi. Onlar, söz verince: "Allah söylediklerimize vekildir." dedi. • Kelime kelime: قَالَ kale dedi ki · لَنْ len · أُرْسِلَهُۥ ursilehu onu asla göndermem · مَعَكُمْ meakum sizinle · حَتَّىٰ hatta kadar · تُؤْتُونِ tu'tuni siz bana verinceye · مَوْثِقًۭا mevsikan sağlam bir söz · مِّنَ mine · ٱللَّهِ llahi Allah adına · لَتَأْتُنَّنِى lete'tunneni bana getireceğinize · بِهِۦٓ bihi onu · إِلَّآ illa dışında · أَن en · يُحَاطَ yuhata kuşatılıp engellenmeniz · بِكُمْ ۖ bikum sizin · فَلَمَّآ fe lemma ne zaman ki · ءَاتَوْهُ atevhu verdiler · مَوْثِقَهُمْ mevsikahum sözlerini · قَالَ kale dedi · ٱللَّهُ llahu Allah · عَلَىٰ ala üzerine · مَا ma şey · نَقُولُ nekulu söylediğimiz · وَكِيلٌۭ vekilun vekildir • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • وثق (wvq) kökü: Birine güvenmek, dayanmak, bağlanmak. • حوط (HwT) kökü: Korumak/muhafaza etmek, bir insanı veya şeyi güvende tutmak/korumak/sahiplenmek, bir insanı veya şeyi savunmak, bir insana veya şeye sık sık dikkat göstermek, bir insanın şeylerini gözetmek veya önemsemek, bir insana… • وكل (wkl) kökü: Güvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak. • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 66. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).