"Hayır! Nefsiniz bu işte sizi aldatmış. Artık bana düşen güzelce sabretmektir. Umarım ki Allah hepsini birden bana kavuşturur. Gerçek şu ki O, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir."
Yusuf 12:83قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَأْتِيَن۪ي بِهِمْ جَم۪يعاًۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ • Kale bel sevvelet lekum enfusukum emra, fe sabrun cemil, asallahu en ye'tiyeni bihim cemi'a, innehu huvel alimul hakim. • Meal: "Hayır! Nefsiniz bu işte sizi aldatmış.[1] Artık bana düşen güzelce sabretmektir. Umarım ki Allah hepsini birden bana kavuşturur. Gerçek şu ki O, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir." • Dipnot 1: Kıskançlık duygunuza yenik düşmüşsünüz. • Kelime kelime: قَالَ kale dedi · بَلْ bel herhalde · سَوَّلَتْ sevvelet süsledi · لَكُمْ lekum size · أَنفُسُكُمْ enfusukum nefisleriniz · أَمْرًۭا ۖ emran bir işi · فَصَبْرٌۭ fesabrun artık sabretmek gerek · جَمِيلٌ ۖ cemilun güzelce · عَسَى asa belki de · ٱللَّهُ llahu Allah · أَن en · يَأْتِيَنِى ye'tieni bana getirir · بِهِمْ bihim onların · جَمِيعًا ۚ cemian hepsini · إِنَّهُۥ innehu çünkü o · هُوَ huve O · ٱلْعَلِيمُ l-alimu bilendir · ٱلْحَكِيمُ l-hakimu herşeyi hikmetle yapandır • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • سول (swl) kökü: Sormak, istemek, dilemek, rica etmek, talep etmek, dilenmek • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • صبر (Sbr) kökü: direnmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı… • جمل (jml) kökü: Bir şey veya şeyleri toplamak, güzel olmak, kişilik olarak hoş olmak, davranış/ahlaki karakter açısından iyi olmak, ılımlı olmak, hoş/nazik olmak, yakışıklı olmak, edepli/onurlu/zarif olmak, zarif olmak, bir şeyi… • عسي (Esy) kökü: Umulur ki, olabilir ki, belki, olabilir, çok geçmeden olacak, umut edilir ki • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • جمع (jmE) kökü: Toplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi]… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 83. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).