Başlarını yukarı dikerek, bakışları donup kalmış bir şekilde umutsuzca koşarlar.
İbrahim 14:43مُهْطِع۪ينَ مُقْنِع۪ي رُؤُ۫سِهِمْ لَا يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْۚ وَاَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَٓاءٌۜ • Muhtıine muknii ruusihim la yerteddu ileyhim tarfuhum, ve ef'idetuhum heva'. • Meal: Başlarını yukarı dikerek[1], bakışları donup kalmış bir şekilde umutsuzca koşarlar.[2] • Dipnot 1: Bir kurtarıcı beklercesine. • Dipnot 2: Davet edene. • Kelime kelime: مُهْطِعِينَ muhtiiyne koşarlar · مُقْنِعِى mukniiy dikerek · رُءُوسِهِمْ ru'usihim başlarını · لَا la · يَرْتَدُّ yerteddu dönmez · إِلَيْهِمْ ileyhim kendilerine · طَرْفُهُمْ ۖ tarfuhum bakışları · وَأَفْـِٔدَتُهُمْ ve ef'idetuhum ve yüreklerinin içi de · هَوَآءٌۭ heva'un bomboştur • هطع (hTE) kökü: İleriye doğru acele etmek, bir noktaya sabit bakarak korkuyla ilerlemek. ahta'a - devenin boynunu uzatarak hızlı yürümesi. • قنع (qnE) kökü: Memnun olmak, kişinin ulaşabileceği şeylerle yetinmek, daha fazlasını aramamak, bazı çekincelerle dilenmek, içtenlikle yalvarmak. Qani'un (çoğul: qunna'un) - yardıma muhtaç olduğu halde dilenmeyip kanaat eden kişi… • راس (rAs) kökü: Baş, reis/komutan/hükümdar/vali/prens, kafasına vurmak, birini yönetici yapmak, yüksek rütbe/duruma gelmek, en yüksek veya en üst kısım, paranın ana/temel miktarı, başlangıç veya ilk kısım, kalabalık ve güçlü insan… • ردد (rdd) kökü: Geri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek… • طرف (Trf) kökü: Düşmanın hattının uç noktasına saldırmak, bir şey seçmek, uç nokta, kenar, yan/bitişik/dış kısım, taraf, sınır, son, yeni edinilen, yakınlık, kenar bölgeler • فاد (fAd) kökü: Kalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için… • هوي (hwy) kökü: Kuş gibi avına doğru dik inmek, yok olmak, mahvolmak, yıkmak, yok etmek, ortadan kaybolmak, özlem duymak, hayal etmek, kandırmak, baştan çıkarmak, savrulmak, düşük tutkuyla ilham vermek, arzular/hayaller • İbrahim suresi 52 ayettir; bu 43. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).