O Gün yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.
İbrahim 14:48يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ • Yevme tubeddelul ardu gayrel ardı ves semavatu ve berezu lillahil vahıdil kahhar. • Meal: O Gün[1] yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar. • Dipnot 1: Hesap sorma zamanı, yalnızca Allah'ın belirlediği ilke ve kuralların geçerli olduğu gün. • Kelime kelime: يَوْمَ yevme o gün · تُبَدَّلُ tubeddelu değiştirilir · ٱلْأَرْضُ l-erdu yer · غَيْرَ gayra başka · ٱلْأَرْضِ l-erdi yere · وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖ ve ssemavatu ve gökler de · وَبَرَزُوا۟ ve berazu ve gelirler · لِلَّهِ lillahi Allah'ın huzuruna · ٱلْوَٰحِدِ l-vahidi tek (olan) · ٱلْقَهَّارِ l-kahhari kahredici (olan) • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • بدل (bdl) kökü: Değiştirme/başkalaştırma -> ilaveli veya ilavesiz, yerine koyma/değiş tokuş etme. • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • غير (gyr) kökü: getirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • برز (brz) kökü: Çıktı/geldi/bayıldı/ileri gitti, yayınlandı, ortaya çıktı, belirgin/açık/aşikar hale geldi, belirgin/çıkıntılı hale geldi, ortaya koydu, üretmek/yayınlamak, açığa çıkardı, geride bırakmak/geçmek, bir şeyin ötesine… • وحد (wHd) kökü: Bir olmak, yalnız, eşsiz, benzersiz olmak, alçakgönüllü kalmak, ayrı durmak, birliği vurgulamak. Waahidun - kardinal, bir sayısı, tek. Wahda - yalnız. • قهر (qhr) kökü: Ezmek, birine karşı zorlamak, boyun eğdirmek, alt etmek, güç veya kuvvette üstün olmak, baskı altına almak, hakimiyet kurmak, zorlamak, sert davranmak, engellemek. Kahir - efendi, muzaffer, boyun eğdiren. • İbrahim suresi 52 ayettir; bu 48. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).