Söz verdiğiniz zaman, verdiğiniz sözü Allah için tutun. Allah'ı kendinize kefil kılarak, pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Allah ne yaptığınızı bilir.
Nahl 16:91وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ • Ve evfu bi ahdillahi iza ahedtum ve la tenkudul eymane ba'de tevkidiha ve kad cealtumullahe aleykum kefila, innallahe ya'lemu ma tef'alun. • Meal: Söz verdiğiniz zaman, verdiğiniz sözü Allah için tutun. Allah'ı kendinize kefil kılarak, pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Allah ne yaptığınızı bilir. • Kelime kelime: وَأَوْفُوا۟ ve evfu tam yerine getirin · بِعَهْدِ biahdi ahdini · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · إِذَا iza zaman · عَـٰهَدتُّمْ aahedtum andlaşma yaptığınız · وَلَا ve la ve asla · تَنقُضُوا۟ tenkudu bozmayın · ٱلْأَيْمَـٰنَ l-eymane yeminleri · بَعْدَ bea'de sonra · تَوْكِيدِهَا tevkidiha pekiştirdikten · وَقَدْ vekad çünkü · جَعَلْتُمُ cealtumu yaptınız · ٱللَّهَ llahe Allah'ı · عَلَيْكُمْ aleykum üzerinize · كَفِيلًا ۚ kefilen kefil (şahid) · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · يَعْلَمُ yea'lemu bilir · مَا ma şeyleri · تَفْعَلُونَ tef'alune yaptıklarınız • وفي (wfy) kökü: Sona ermek, sözünü tutmak, taahhüdünü yerine getirmek, borcunu ödemek, verdiği sözü tutmak. Tawaffa - ölmek. Wafaat - ölüm. • عهد (Ehd) kökü: Yükümlü kılmak/görev vermek/dayatmak/yemin ettirmek. Ahit - antlaşma/sözleşme/söz/anlaşma/pakt/yemin, bağ, koşul, vasiyet, sorumluluk, garanti, zaman, çağ, tanıdık, doğru, dostluk, sevgi, güvenlik. • نقض (nqD) kökü: Yıkmak, bozmak, sözleşmeyi bozmak, bir şeyi iptal etmek, anlaşmayı ihlal etmek, çözmek/bükmek • يمن (ymn) kökü: Sağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli. • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • وكد (wkd) kökü: Onaylamak, iddia etmek, doğrulamak, tasdik etmek. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • كفل (kfl) kökü: Başka biri için bakmak, beslemek, büyütmek, vasi olmak, sorumlu olmak, emanet etmek, teminat ya da kefil olmak. • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • فعل (fEl) kökü: bir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum • Nahl suresi 128 ayettir; bu 91. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).