Akıl Kuran (akilkuran.com)

Kehf Suresi 50. Ayet Meali

Hani! Biz, meleklere, "Adem'e secde edin." demiştik. İblis hariç hepsi secde etmişti. O cinlerdendi. Böylece Rabb'inin sözünden dışarı çıktı. Benim yanım sıra, onu ve soyunu evliya mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne kötü bir tercihtir bu!

Kehf 18:50 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Hani!
Kehf 18:50
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّه۪ۜ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُٓ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُون۪ي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّۜ بِئْسَ لِلظَّالِم۪ينَ بَدَلاً • Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis, kane minel cinni fe feseka an emri rabbih, e fe tettehızunehu ve zurriyyetehu evliyae min duni ve hum lekum aduvv, bi'se liz zalimine bedela. • Meal: Hani! Biz, meleklere, "Adem'e secde edin.[1]" demiştik. İblis hariç hepsi secde etmişti. O cinlerdendi. Böylece Rabb'inin sözünden dışarı çıktı. Benim yanım sıra, onu ve soyunu evliya mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne kötü bir tercihtir bu! • Dipnot 1: Bkz. 17:61. ayetin dipnotu. • Dipnot 2: Bkz. 11:113. ayetin dipnotu. • Kelime kelime: وَإِذْ ve iz ve hani · قُلْنَا kulna demiştik · لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ lilmelaiketi meleklere · ٱسْجُدُوا۟ scudu secde edin · لِـَٔادَمَ liademe Adem'e · فَسَجَدُوٓا۟ fesecedu secde ettiler · إِلَّآ illa hariç · إِبْلِيسَ iblise İblis · كَانَ kane (O) idi · مِنَ mine · ٱلْجِنِّ l-cinni cinlerden · فَفَسَقَ fe fe seka dışına çıktı · عَنْ an · أَمْرِ emri buyruğunun · رَبِّهِۦٓ ۗ rabbihi Rabbinin · أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ efetettehizunehu siz onu mu ediniyorsunuz? · وَذُرِّيَّتَهُۥٓ ve zurriyyetehu ve onun neslini · أَوْلِيَآءَ evliya'e dostlar · مِن min · دُونِى duni benden ayrı olarak · وَهُمْ vehum oysa onlar · لَكُمْ lekum sizin · عَدُوٌّۢ ۚ aduvvun düşmanınızdır · بِئْسَ bi'se ne kötü · لِلظَّـٰلِمِينَ lizzalimine zalimler için · بَدَلًۭا bedelen bir değiştirmedir • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • سجد (sjd) kökü: Secde etmek, boyun eğmek, itaat etmek, saygıyla eğilmek • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • فسق (fsq) kökü: İtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak. • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • ذرر (prr) kökü: Saçmak, serpmek, serpişdirmek, yükselmek. • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • باس (bAs) kökü: Güçlü/kuvvetli, sıkıntı/talihsizlik/felaket, yoksulluk durumu, kötü/fena, çok kötü, sahte alçakgönüllülük/itaatkarlık, ceza, deneme/keder durumu, cesaret/yiğitlik/kahramanlık • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • بدل (bdl) kökü: Değiştirme/başkalaştırma -> ilaveli veya ilavesiz, yerine koyma/değiş tokuş etme. • Kehf suresi 110 ayettir; bu 50. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).